<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Sosyalist Gazete</title>
	<atom:link href="http://www.sosyalistgazete.com/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.sosyalistgazete.com</link>
	<description>Ayrı Haber, Gerçek Haber</description>
	<lastBuildDate>Sun, 19 Feb 2012 16:45:20 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.2.1</generator>
		<item>
		<title>Yüzünü arayan mektuplar</title>
		<link>http://www.sosyalistgazete.com/haberler/yuzunu-arayan-mektuplar</link>
		<comments>http://www.sosyalistgazete.com/haberler/yuzunu-arayan-mektuplar#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 19 Feb 2012 16:45:20 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Sosyalist</dc:creator>
				<category><![CDATA[Dünya Gündemi]]></category>
		<category><![CDATA[Haberler]]></category>
		<category><![CDATA[arayan]]></category>
		<category><![CDATA[avenida]]></category>
		<category><![CDATA[büyükanne]]></category>
		<category><![CDATA[entrika]]></category>
		<category><![CDATA[gitme]]></category>
		<category><![CDATA[Güven]]></category>
		<category><![CDATA[mayo]]></category>
		<category><![CDATA[mektup]]></category>
		<category><![CDATA[oldukça]]></category>
		<category><![CDATA[rodrigo]]></category>
		<category><![CDATA[süreç]]></category>
		<category><![CDATA[yüz]]></category>
		<category><![CDATA[ziyaret]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sosyalistgazete.com/?p=2526</guid>
		<description><![CDATA[Delil Delali -ANF Buenos Aires &#8211; Catalina&#8217;nın annesi Miryam Ovando, 21 yaşındaydı kayıp edildiğinde. Rosario Üniversitesi psikoloji bölümü okuyordu ve Peronist gençlik militanıydı, antropoloji öğrencisi kocası Raul Rene de Sanctis gibi. Mayıs1977&#8242;de kayıp edilmeden bir kaç ay önce Buenos Aires&#8217;e taşınmışlardı ve hala da cesetlerine ulaşılmış değil. Koruyucu ailesinin, öz anne babasını öldürdüğünü öğrendiği günü [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="float: left;margin: 4px;">[#2: Edit Options>MightyAdsense>Adsense Code]</p> <p>Delil Delali -ANF</p>
<p>Buenos Aires &#8211; Catalina&#8217;nın annesi Miryam Ovando, 21 yaşındaydı kayıp edildiğinde. Rosario Üniversitesi psikoloji bölümü okuyordu ve Peronist gençlik militanıydı, antropoloji öğrencisi kocası Raul Rene de Sanctis gibi. Mayıs1977&#8242;de kayıp edilmeden bir kaç ay önce Buenos Aires&#8217;e taşınmışlardı ve hala da cesetlerine ulaşılmış değil. Koruyucu ailesinin, öz anne babasını öldürdüğünü öğrendiği günü anlatan Catalina, “Çıkıp çığlık çığlığa bağırmak, ciğerlerimi kusmak istedim. Meğer annem ile babamın öldürülme sebebi benmişim” diyor</p>
<p><a class="highslide" onclick="return vz.expand(this)" href="http://www.sosyalistgazete.com/wp-content/uploads/2012/02/arjantinkayipcocuk.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-2527" title="arjantinkayipcocuk" src="http://www.sosyalistgazete.com/wp-content/uploads/2012/02/arjantinkayipcocuk-300x139.jpg" alt="" width="300" height="139" /></a>Birçok kayıp çocuğu gibi Arjantin’in son askeri diktatörü General Reynaldo Bignone döneminde dünyaya gözlerini açan Laura Catalina de Sanctis Ovando, henüz bebekken annesinin kollarından alındı. Hayatının 21 yılını büyük bir sırra mahkum olarak yaşayan Catalina ile görüştük.</p>
<p>HİÇBİR ŞEYİN YÜZÜ</p>
<p>* En başından alacak olursak, ne zaman fark ettin koruyucu ailenle aranda olmayan bağları?</p>
<p>- Küçükken, aynaya baktığımda kendi kendime şu şekilde söyleniyordum,“Hiçbir şeyin yüzü&#8230;” Bazen yüzümü buruşturuyordum, bakalım bir şeye benzeyecek mi diye, “Hiçbir şeyin yüzü” diye tekrarlıyordum kendi kendime. Demek istediğim hiç kimseye benzemiyordum, kocaman bir boşluk ve dipsiz bir mesafe hissediyordum beni büyütenlerle kendi aramda. Mesela anne dediğim insanın hamileliğine dair tek bir kare fotoğrafı yoktu, her seferinde değişik bahanelerle geçiştiriyordu sorularımı. Aslına bakarsan derinliğine baktığımda asla bir bağ hissetmemişim, bunu şimdi çok daha iyi anlayabiliyorum.</p>
<p>AVENİDA DE MAYO BÜYÜKANNELERİ</p>
<p>*Ne zaman öğrendin koruyucu ailenin biyolojik ailen olmadığını?</p>
<p>- 1998 yılıydı, 21 yaşındaydım, bir gün televizyonda ‘Avenida de Mayo Büyükanneleri’nin bir haberini gördüm. O an sanki kafama bir şey düştü, hayal mi gördüm, biri beni dürttü mü bilmiyorum. Heyecanla ‘annemin’ yanına giderek, “Ben senin gerçek kızın değilim değil mi? Avenida de Mayo Büyükannelerinin aradığı çocuklardan biri miyim? diye sordum. Koruyucu annem, o an ne diyeceğini şaşırdı, biraz duraksadı ve “Evet” dedi, “Sen benim gerçek kızım değilsin ama Avenida de Mayo Büyükanneleri yalan söylüyor, onların dediği gibi değil, senin annen ve baban çatışmada öldürüldüler, babanın ailesi seni istememiş, biz de seni hareketten (Hristiyan Aile Hareketi) aldık. Büyük bir aşkla sana sahip çıktık, sana bugüne kadar hiçbir şey söylemedik, çünkü Avenida de Mayo Büyükannelerinin seni elimizden almalarından korktuk, lütfen kimseye bir şey söyleme, suçsuz yere bizi cezaevine atarlar” dedi. Saatlerce ağlayarak beni ikna etmeye çalıştı.</p>
<p>Televizyonda gördüğüm Avenida Mayo Büyükanneleri haberlerinden sonra her şeyi anladığımda bile, devam etmeyi tercih ettim, zamanını bekleyerek. Kendimi odama kapatıyor, sürekli araştırıyordum.</p>
<p>*Neler yaşadın bu süre içerisinde?</p>
<p>- Bir kaç yıl böyle geçti, sessizce. Sonra yan komşumuzdan (kim olduklarını halen bilmiyorum) birileri gizlice Avenida de Mayo Büyükannelerine bizi şikayette bulunmuş gerçek kızları olmayabilirim şüphesiyle.</p>
<p>Bir gün fakülteden çıktığımda, yanımda Manuel Goncalves isminde birisi yanaştı ve bana “Ben de kayıp çocuğu idim, Aveni de Mayo Büyükanneleri sayesinde gerçek kimliğime kavuştum” diyerek, bana DNA testi yaptırmamı söyledi. O an çok korktuğum için hiçbir cevap vermeden, koşarak oradan uzaklaştım. Bir an ne yapacağımı şaşırdım. Hatta koruyucu annemin haklı olduğunu, bu kişilerin kötü insanlar olduklarını bile düşündüm. Bir yandan koruyucu ailemi korumak istiyordum, diğer taraftan içimdeki merak öldürüyordu beni.</p>
<p>Daha sonra bir gün, o dönemki erkek arkadaşımla bazı eşyalarımı almak için eski evimize gittik. Dolapları karıştırırken, bir mektup gördüm, erkek arkadaşım mektubu elimden aldı. Koruyucu annemin o dönem Tucuman’da olan koruyucu babama yazdığı mektupta şunlar yazılı idi: “Hareketin asistanlarından bir kız geldi, eve bayıldı. Birçok konuda konuştuk ve bana bazı açıklamalarda bulundu, 7 yıldır harekette çalışıyormuş, bugüne kadar hiçbir şekilde sağlık problemi olan yada benzer problemli bir çocukla karşılaşmamış. Hepsinin sağlık durumlarının iyi olduğunu söylüyor, dönünce daha detaylı anlatırım tüm konuştuklarımızı.”</p>
<p>Mektubun tarihi ise 7 Nisan 1977, bu tarih annemin kaçırıldığı tarihle de örtüşmekteydi. Önceleri önemsemedim, erkek arkadaşım Rodrigo ise deliye dönmüştü, mektuba inanılmaz önem atfederken o, ben saçmalık olduğunu düşünüyordum. Sonunda Rodrigo beni ikna etti ve DNA testi yaptırmaya karar verdim. Bunun için Praguay’a gitmeye karar verdik.</p>
<p>* Neden Buenos Aires değil de Paraguay?</p>
<p>- Buenos Aires’te bu testi yaptıracağım devlet kurumlarında koruyucu ailemin halen etkisi olduğunu düşünmüştüm. Korkuyordum, en çok da ordu istihbaratından emekli olan koruyucu babam Carlos Hidalgo Garzon’dan. Çok asabi biriydi kendisi, son zamanlarda ise iyice deliye dönmüştü. O yüzden DNA testi için Paraguay’a gitmeye karar verdik. Diğer yandan ise bir daha buralara gelmemeye karar vermiştik. O zaman tam olarak ne yaptığımı bile bilmiyordum, sadece öyle karar verdik.</p>
<p>* Sonra Paraguay’a gittiniz mi?</p>
<p>-Evet, Rodrigo’nun eski bir arabasıyla Corrientes üzerinden Paraguay’a geçtik. Sınırı kaçak geçmiştik ve ülke içinde trafik ışıklarında sarıda geçtiğimiz için bizden rüşvet istediler, parasız pulsuz olan biz rüşveti ödeyemeyince aynı gün Arjantin’e gönderildik. Buenos Aires’e 500 kilometre uzaklıkta oturan Rodrigo’nun ailesinin yanına geldik. Nihayetinde DNA testini yine Buenos Aires’te yaptırdık.</p>
<p>“ENTRİKA GİBİYDİ”</p>
<p>*Peki bu süreçte hiç Avenida de Mayo Büyükanneleri’nin yanına gittin mi?</p>
<p>-Hayır, hiç gitmemiştim ve de gitmeyi düşünmüyordum. Çünkü tüm bu anlatılanlar bana entrika gibi geliyordu. Kimseye güvenim yoktu,yanımda yalnızca Rodrigo vardı ve ben yalnızca sırtımı ona yaslayabiliyordum. Ancak bir gün Rodrigo Büyükanneleri ziyaretten geldiğini söyledi. Oradan aldığı anneme ait olması muhtemel birkaç fotoğrafı alarak, koruyucu babamın yanına gitmiş. Koruyucu babam fotoğraflardan annemi tanımış, Rodrigo annemin fotoğrafıyla geldiğinde deliye dönmüştüm. Fotoğraf çok eskiydi, hayal ettiğim gibi değildi,doğru düzgün görünmüyordu bile. Buna oldukça kızmıştım, hatta kabul etmedim,tüm bunlar saçmalık diye düşünmüştüm.</p>
<p>*Bu olumsuz tavrın hukuki süreci de engellemedi mi? Hukuki süreç hangi aşamadaydı?</p>
<p>- Kesinlikle, Rodrigo da bana aynısını söylemişti. Bu yüzden doğduğum Campo de Mayo Hastanesi’nin o dönemki doktorunu ziyaret etmeye karar verdik. Doktorun adresini savcılık aracılığıyla Rodrigo almıştı, çünkü birkaç gün önce savcılığa ifade vermişti. Doktorun bana anlattıklarından sonra, dışarı çıkıp çığlık çığlığa bağırmak, ciğerlerimi kusmak istedim. Meğer annem ile babamın öldürülme sebebi benmişim. Koruyucu ailem bana sahip olmak için biyolojik ailemi öldürtmüş. Koruyucu ailemin hastaneye gönderdiği, sonradan ulaştığım mektuplardan birinde “Kargo havalandı mı?” yazıyordu. Bu demek oluyor ki, “Onları ortadan kaldırdınız mı?” Yani ben, anne ve babamın katillerinin elinde büyümüşüm. Onlardan kusarcasına iğrendim, nefret ettim, o anki hissiyatımı ifade edecek bir kelime bulamıyorum.</p>
<p>Mahkeme devam ediyordu. Bu arada istemeyerek de olsa Rodrigo&#8217;nun zoruyla bir kaç savcılığa gitmiştim. En son 2008 yılında savcılık beni çağırdığında &#8220;senin adın artık Laura Catalina de Sanctis Ovando&#8217;dur dedi.</p>
<p>*Zaten bu senin ismin değil miydi?</p>
<p>-Hayır. Laura Catalina biyolojik annemin yolladığı mektupta bana verdiği isimdir. Ben ise 29 yaşıma kadar Maria Carolina (Hidalgo Garzon) olarak yaşadım. Koruyucu ailem bana Maria Carolina ismini vermişti. Çok kızdım, bu yaşımdan sonra ismimi değiştirmek istemiyorum dedim. &#8220;Annenin esaret altındayken yolladığı mektupta sana verdiği isimdir&#8221; dedi. Bana annemin birkaç fotoğrafını, hepsi de çok kötüydü, yırtık falan ve annem esaret altındayken babasına ve kardeşine yolladığı mektubu verdiler.</p>
<p>-“KIZIMI SEVİN&#8230;</p>
<p>*Ne yazıyordu mektubunda?</p>
<p>- Son derece üzgün, aynı zaman da sevinçliyim, uzun bir zaman sonra yeniden bir kağıt ve kalem bulabildiğim için. Yazabilmek, dokunabilmek, hissedebilmek, konuşabilmek bu kağıt parçasına. Sizden istediğim olabildiğince sakin olmanızdır. Kızıma çok dikkat edin ve onu çok sevin, sanıyorum sizin yanınızda, elbette değil mi? İnançlı olmak gerekiyor bütün bu olanların karşısında. Önem verdiğimiz şeyleri korumak gerekiyor bu hayatta. Hepinizi çok seviyorum her zaman ki gibi, her zamankinden daha fazla. Beni hep hatırlayın ve kızımı çok sevin. Bilsin ki damarlarında kanını taşıdıkları onu çok seviyor. Ona çok ihtiyacım var, onu çok çok seviyorum ve anlatılmayacak derecede özlüyorum.”</p>
<p>* Ne hissetin bu mektubu okuduktan sonra?</p>
<p>- Önce inanamadım, annemin mektubu değil diye düşündüm. Hala bütün bunların kurmaca bir oyun olduğunu düşünüyordum. Sonra savcılık, gerçek babamın ve annemin ailesinin verdiği notları da bana verdi.</p>
<p>* Bu süre içinde biyolojik annenin ve babanın ailesi ile bir bağlantın oldu mu?</p>
<p>- Hayır, zaten savcılık sordu, &#8220;onlarla kontağa geçmek ister misin&#8221; diye, hayır dedim şuan hiç kimse ile görüşmek istemiyorum. O an kafam allak bullak olmuştu. Düşünebiliyor musunuz? 30 yaşına geleceksin nerdeyse ve birden bütün hayatının yalan üzerine kurulu olduğunu öğreniyorsunuz, bu travma değil mi? İşin içinden nasıl çıkacağımı bilemedim. Yavaş yavaş yeni ismime ve yeni hayatıma alışmaya çalıştım.</p>
<p>*Peki ne zaman bağlantı kurdun?</p>
<p>-2010 yılında bir şekilde mail yoluyla kuzenim bana yazmaya başladı, bana bir sürü fotoğraf yollamaya başladılar. Yavaş yavaş içimde engellenemez bir duygu oluşmaya başladı, onları bir an önce görmek istiyordum. 2 hafta sonra Rosario&#8217;ya gittim. Herkesi tanıdım amcamı, kuzenimi, dayım Fabian&#8217;i, babamın arkadaşı Javier&#8217;i, bana aynı babana benziyorsun demişti. O kadar farklı bir dünyaya gelmiştim ki ne hissettiğimi bilmiyordum, sarhoş olmak gibi bir şey. Ama bu kez mutluluktan.</p>
<p>11 Ağustosta benim için sürpriz bir doğum günü hazırlamışlardı, masayı babamın ve annemin fotoğraflarıyla donatmışlardı. Bütün herkes oradaydı babamın ve annemin arkadaşları, onların aileleri, kocaman bir aile olmuştuk. Annemin jimnastik yaparken çekilen fotoğrafını görünce çok heyecanlandım, çünkü ben de akrobasi yapıyorum. Babam antropoloji okuyormuş, ben de çok seviyordum, hatta antropoloji okumak istemiştim. Hani kan çekerderler ya, öyle bir şey galiba, hiç tanımadığım annemin ve babamın sevdiği şeyleri seviyormuşum.</p>
<p>Rosario&#8217;dan döndükten sonra yeni ismime bir mail açtım artik ailemle oradan kontak halindeyim, herşey rüya gibi. Rodrigo hayatımda hep sırtımı dayadığım dağdı, şimdi onunla bütün bu olanlardan sonra, yeni bir hayat kurmaya karar verdik ilk adımı evlenerek attık. Biz de bir aileyiz artık ve kocaman bir ailemiz var.</p>
<p>*Şu an ne hissediyorsun?</p>
<p>- Mutluluğumu acılarımın üstüne kurdum, aklımın bir köşesinde koklayamadığım annem ve babam, diğer taraftan geri dönüşü olmayan bir yol.Mutluyum&#8230;</p>
<p>KORUYUCU AİLESİ</p>
<p>Catalina bütün geçmişine rağmen koruyucu ailesinden şikayetçi olmadı. Koruyucu baba Carlos Hidalgo Garzon, bütün bu olanlardan sonra iyice deliye dondu. Bir blog sitesinde Catalina ve savcı hakkında yazdığı tehdit dolu sözlerinden sonra, akıl ve ruh sağlığı hastanesine kaldırıldı. Şuan bir bakimevinde gözetim altında. Koruyucu annesi iyice yaşlandı, bir akrabasının yanında yaşıyor.</p>
<p>SON DİKTATÖR</p>
<p>Arjantin’inson askeri diktatörü General Reynaldo Bignone, 1978-1979 yılları arasında ülkenin en büyük ikinci işkence merkezinin komutasındaki en yetkili ikinci isimdi ve yüzlerce insan hakkında kaçırılıp işkence edilmesi emri verdi.</p>
<p>1982-83 döneminde de ülkenin de fakto başkanlığını yürüten Bignone, 56 cinayet, işkence ve kaçırma davasından suçlu bulundu. Bignone bu suçları devlet başkanı olmadan önce Campo de Mayo askeri üssünün komutanıyken işlemişti. Buenos Aires yakınlarındaki Campo de Mayo, ülkenin 1983’te sona eren yedi yıllık “Kirli Savaş”ındaki en büyük merkezdi.</p>
<p>İnsan hakları izleme örgütleri bu dönemde 30 bin kişinin öldüğünü ya da“kaybolduğunu” bildiriyor. Bignone ülkenin yasalarında dönemin liderlerini koruyan bir madde yüzünden bugüne kadar yargılanamamıştı ancak Yüksek Mahkeme2005 yılında bu yasayı iptal etti. Davada ayrıca altı subaya daha hapis cezası verildi. Bignone ise yaklaşık 30 yıl önce yaşanan insan hakları ihlallerinden ötürü 25 yıl hapse mahkum edildi.</p>
<p>Copyright</p>
<p>ANF NEWS AGENCY</p>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.sosyalistgazete.com%2Fhaberler%2Fyuzunu-arayan-mektuplar&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;font=lucida grande&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sosyalistgazete.com/haberler/yuzunu-arayan-mektuplar/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sosyal dışlanmanın Roman halleri</title>
		<link>http://www.sosyalistgazete.com/haberler/sosyal-dislanmanin-roman-halleri</link>
		<comments>http://www.sosyalistgazete.com/haberler/sosyal-dislanmanin-roman-halleri#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 19 Feb 2012 14:02:27 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Sosyalist</dc:creator>
				<category><![CDATA[Haberler]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye Gündemi]]></category>
		<category><![CDATA[ataşehir]]></category>
		<category><![CDATA[bergama]]></category>
		<category><![CDATA[çalışmada]]></category>
		<category><![CDATA[erzurum]]></category>
		<category><![CDATA[hatay]]></category>
		<category><![CDATA[ilişki]]></category>
		<category><![CDATA[illeri]]></category>
		<category><![CDATA[İstanbul]]></category>
		<category><![CDATA[İzmir]]></category>
		<category><![CDATA[Konya]]></category>
		<category><![CDATA[romanlar]]></category>
		<category><![CDATA[samsun]]></category>
		<category><![CDATA[yürütülen]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sosyalistgazete.com/?p=2522</guid>
		<description><![CDATA[[#3: Edit Options>MightyAdsense>Adsense Code] İstanbul &#8211; Türkiye’de Romanlar, dışlanmış, ötekileştirilmiş, kentlerin kıyılarındaki mahallelere hapsedilmiş, kamusal hizmetlerden yararlanamayan farklı kimlikler içerisinde en dezavantajlı grubu oluşturuyorlar. ‘Kentsel dönüşüm projeleri’ ile evlerinden yurtlarından edilen, aynı zamanda kültürleri de yok olan Romanlar, artık çalgı çalıp şarkı söyleyip, dans etmeleriyle değil, ekmeğini çöpten çıkaranlar olarak ifade ediliyor. Romanların farklı alanlarda [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>İstanbul &#8211; Türkiye’de Romanlar, dışlanmış, ötekileştirilmiş, kentlerin kıyılarındaki mahallelere hapsedilmiş, kamusal hizmetlerden yararlanamayan farklı kimlikler içerisinde en dezavantajlı grubu oluşturuyorlar. ‘Kentsel dönüşüm projeleri’ ile evlerinden yurtlarından edilen, aynı zamanda kültürleri de yok olan Romanlar, artık çalgı çalıp şarkı söyleyip, dans etmeleriyle değil, ekmeğini çöpten çıkaranlar olarak ifade ediliyor.</p>
<p><a class="highslide" onclick="return vz.expand(this)" href="http://www.sosyalistgazete.com/wp-content/uploads/2012/02/romanhaller.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-2523" title="romanhaller" src="http://www.sosyalistgazete.com/wp-content/uploads/2012/02/romanhaller-300x139.jpg" alt="" width="300" height="139" /></a>Romanların farklı alanlarda yaşadığı sosyal dışlanmayı anlamak üzere Kasım 2011’de beş ayrı ilde Roman Topluluklar için Bütünlüklü Sosyal Politikalar Geliştirme Projesi kapsamında çalışma yapıldı. Edirne Roman Kültürünü Araştırma Geliştirme, Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği (EDROM), Boğaziçi Üniversitesi Sosyal Politika Forumu ve Anadolu Kültür’ün yürüttüğü çalışma sonucunda gözlemler bir rapor halinde yayımlandı.</p>
<p>Erzurum, Samsun, Konya, İstanbul Ataşehir, İzmir Bergama ve Hatay illerinde yürütülen çalışmada Romanlara ilişkin önemli tespitler yapıldı. Raporda, Romanların toplumsallığının çok boyutlu bir sosyal dışlanma sürecini içinde barındırdığı belirtiliyor. Son yıllarda romanlarla ilgili yapılan çalışmalarda, Romanların Türkiye toplumunun en dezavantajlı grubu olduğu ve Romanlığın aynı zamanda bir yoksulluk durumu olduğu tesitlerine yer veriliyor. Söz konusu çalışmalarda, Romanların yaşadığı temel sorun alanlarının istihdam, barınma, sağlık ve eğitim olduğunun altı çiziliyor.</p>
<p>Romanların büyük bir kısmı düzenli gelir getirmeyen ve güvencesiz işlerde çalışıyorlar, ya da işsizler. Yine Romanların büyük bir kısmı gerek sosyal yardımlaşma ve dayanışma vakfından, gerekse belediyelerden nakit yardımı ve ayni yardım alıyor. Bu sosyal yardımlar geliri belirsiz Roman ailelerin yaşamlarında son derece önemli bir yere sahipler. Roman topluluklarının yerleşim koşullarına bakıldığında kentlerin dış çizgilerini oluşturan Roman mahallelerinde yaşayan grupların kentin sosyal ve kültürel yaşamından yararlanamadıkları görülüyor.</p>
<p>‘KENTSEL DÖNÜŞÜM’ YIKIMLARI OLDU</p>
<p>Özellikle son dönemde yerel yönetimler tarafından uygulanan kentsel dönüşüm çalışmalarında Roman toplulukların da yaşadığı yerleşim alanları yıkım tehdidi ile karşı karşıya kaldılar.</p>
<p>Romanların, eğitim ile ilişkileri en kopuk grup olduğu belirtilen raporda, Roman çocukları arasında okulu terk etme oranının yüksek, devamsızlığın sık olduğu, üçüncü, dördüncü sınıfa gelmiş çocukların hala okuma yazma bilmediği gözlemine yer veriliyor.</p>
<p>Yine Romanların siyasi partiler, meslek kuruluşları, sendikalar gibi birçok siyasi ve sosyal kurumda temsiliyeti yok denecek kadar az. Rapora göre, Roman statüsü, sürekli bir sosyal dışlanmanın ve beraberinde getirdiği damgalanmanın sonucu ortaya çıktı. Şehrin güvenliğini ve toplumun refahı için ‘tehlikeli’ olarak addedilen Roman mekanları, suçun ve kayıt dışılığın yuvası olarak damgalanıyor ve şehir yaşamı ile bağları giderek kopuyor. Bu mahalleler, altyapı ve ulaşım sorunları kötü, konutları, yarattıkları illegal ekonomi ile birlikte roman gettolarına dönüşmüş durumda. Bu bağlamda mekan, Romanlar için bir damgalanma aracı olarak ortaya çıkıyor.</p>
<p>Çalışmanın yürütüldüğü tüm şehirlerde, kent halkının roman mahallerini, yakınından bile geçilmemesi gereken yerler olarak betimledikleri tespit edilmiş. Roman mahallelerinin suç üreten mahalleler olarak damgalanması romanların mahalle dışında kalan şehir yaşamına katılımını da engelliyor. Roman denince, akla hırsız ve uğursuz geldiğini söyleyen Romanlar, şehrin merkezi yerlerine gidemediklerini, örneğin bir alışveriş merkezine giremediklerini lokantada yemek yiyemediklerini söylüyorlar.</p>
<p>Romanların yaşadığı gecekondu mekanları yalnızca bir barınma mekanı değil, aynı zamanda gelir için gerekli. Yapılan gecekondu dönüm projeleri, Romanlar için sadece bir konut sorunu oluşturmuyor, bunun yanında geçim stratejilerini de risk altına alıyor. Bu nedenle gecekondu dönüşüm projeleri istisnasız her Roman mahallesinin korkuyla beklediği bir süreç.</p>
<p>Gecekondu dönüşüm projeleri, romanların mekansal dışlanmalarının da temelinde yatıyor. Yerel idareciler, Romanların yaşadıkları mekanı suç ve her türlü yasa dışı aktivitenin merkezi olarak tanımlıyorlar. Bu sebeple de roman mahalleleri bir yaşam alanı olmaktan çok bir an evvel yok edilmesi gereken suç mekanları olarak görülüyor. Gecekondu dönüşüm projeleri, hem Romanlar için çok boyutlu bir barınma sorununa işaret ediyor, hem de mekan temelli kurulan damgalayıcı dil ile Romanların yaşadığı sosyal dışlanmayı derinleştiriyor.</p>
<p>Çalışma kapsamında görüşülen kamu görevlileri bile, Romanların yaşadığı mekanların suçtan temizlenmesi gerektiğini savunuyorlar. Romanlar, daha iyi bir yaşam adı altında gecekondu dönüşüm projeleri ile meşrulaştırılan bir zorunlu yer değiştirme ile karşı karşıya kalıyorlar. Diğer bir deyişle Roman mekanları aciliyetle ortadan kaldırılması gereken bir alan olarak betimleniyor ve mekanın insanların sosyo-ekonomik hayatındaki yeri düşünülmeden gecekondu dönüşüm projeleri yürürlüğe sokuluyor.</p>
<p>İŞ BULMA İMKANI</p>
<p>Romanların en temel sorunlarından birini işsizlik oluşturuyor. Emek piyasası ile ilişkilenmiş Romanlar genellikle güvencesiz, marjinal ve mevsimlik işlerde çalışıyor. Öyle ki, raporda, çalışan Romanlar için ‘çalışan yoksullar’ ifadesi kullanılmış. Tüm şehirlerde niteliksiz, güvencesiz, sağlıksız ve ağır iş koşullarında çalışan bir Roman topluluğundan bahsetmek mümkün. Gelirin her daim belirsiz olduğu, geçim stratejilerinin günü kurtarmak üzerine inşa edildiği bir hayat süren Romanlar için en çok özlem duyulan şey ise güvenceli bir iş. Romanlar için güvenceli bir işe ulaşmak hayal haline gelirken, bugün var yarın yok işler, emek piyasası ile ilişkilerini ve geçim stratejilerini belirleyici bir nitelik taşıyor.</p>
<p>Piyasada hurdacılık, kağıt ve plastik toplayıcılığı, hamallık gibi işler, Roman işleri olarak kabul görmüş. Raporda, romanların Antakya’da hurdacıların istenmemesi, Konya’da bohçacılığın yasaklanmaya çalışılması, Bergama’da Romanların genelde mevsimlik tarım işçisi olarak çalışması, romanların şehir yaşamında görünür olmasından duyulan rahatsızlığın tezahürleri olarak belirlenmiş. Romanların da kendi kimliklerini yaptıkları işler ile inşa ettikleri söylenebilir.</p>
<p>İş arayan Romanlar, yaşadıkları mahallelerin adını söyledikleri andan itibaren dezavantajlı konuma düşüyorlar ve çoğu zaman olumsuz yanıt alıyorlar. Mekansal damgalamanın Romanların güvenceli işlere erişimlerini en ağır şekilde etkilediği iki şehrin ise Konya ve Erzurum olduğu tespitine yer veriliyor.</p>
<p>Çalışma yapılan bütün şehirlerde, Romanların şehirlerin ekonomik yaşamı içerisinde hurdacılık, kağıt toplayıcılığı, hamallık, ayakkabı boyacılığı temizlik gibi marjinalleşmiş iler ile geçimlerini sağladıkları tespit edildi. Romanların yaptığı iş, ağırlıklı olarak atık kağıt toplayıcılığı. O kadar ki, artık çalgı çalıp şarkı söyleyen ve dans eden roman imgesinin yerini ekmeğini çöpten çıkaran Roman imgesi almış.</p>
<p>Romanların çalışma yaşanının, ağır iş koşulları ve beraberinde gelen kronik hastalıklar nedeniyle 40’lı yaşlarda bittiği ifade ediliyor. Bu yaşlara geldiklerinde Romanların ciddi bir kısmı iş yapamaz hale geliyorlar. Romanların güvencesiz ve ağır iş koşulları yanında işlerin geçici olması eve giren geliri de belirsiz kılıyor.</p>
<p>KAMUSAL HİZMETLERE ERİŞİM</p>
<p>Raporda, Romanların toplumda eğitim ile ilişkileri en kopuk gruplardan biri olduğu belirtiliyor. Roman çocukları arasında okul terk oranının yüksek olduğu, devamsızlığın sıkça görüldüğü, üst sınıflara geçmiş çocukların dahi okuma yazmayı sökemediği gözlemlenen bir durum. Saha çalışmasında da Roman mahallelerinde eğitimle ilgili gözlemlenebilecek ilk olgu, eğitim seviyesinin düşüklüğü. Romanların topluluk normu geğreği eğitime değer vermedikleri, çocuğun okullu olmasının topluluk içinde bir değer taşımadığı kanısı sıkça görülen bir durum. Yoksulluğun eğitimden kopuşun temel sebeplerinden biri olduğu tespit edildi.</p>
<p>OKUL SIRASINDA DIŞLANIYORLAR</p>
<p>Okula devam edememe nedenlerinden bir diğeri ise romanların her alanda karşılaştıkları sosyal dışlanmaya okul sıralarında da maruz kalmaları. Roman çocukların okul sıralarında yaşadığı dışlanma, okuldan soğumalarına ve ayrılmalarına neden oluyor. Roman çocuklarının maruz kaldığı dışlanmanın bir diğer tarafı ise okul yönetimleri.</p>
<p>Eğitimden erken kopuşun bir diğer nedeni ise Roman topluluklarında çocukların erken yaşta evlenmesi. Yapılan çalışmada ortalama evlilik yaşı bir çocuğun ortaokul veya lise çağlarına denk düşen 15-16 olarak tespit edildi. Erken yaşta evlenen Roman çocukları, eğitim hayatlarına devam etmek yerine ailelerini geçindirmek zorunda kalıyorlar. Rapordaki bir diğer tespit ise, Roman mahallelerindeki okulların çevre mahallelerinin okullarına göre çok daha zor fiziki koşullara sahip.</p>
<p>BAŞARILI TEK YARDIM KÖMÜR!</p>
<p>Roman mahallelerinde sosyal ardım sistemi de sağlıklı bir şekilde işlemiyor. Sosyal yardım sisteminin aksamasında Roman mahallelerine yönelik önyargıların kamu idarecileri tarafından yeniden üretilmesinin payı da bulunuyor. Sosyal yardım kalemlerine tek tek bakıldığında, en iyi işleyenin kömür yardımları olduğu görülüyor.</p>
<p>BELEDİYE HİZMETLERİ</p>
<p>Temizlik ve ulaşım hizmetlerinde Roman mahallelerinde yetersiz. Öyle ki bazı illerde Roman mahallelerine çöp arabaları ayda bir kere gidiyor. Bazı Roman mahallelerine şehir içi ulaşım araçları hizmet vermiyor.</p>
<p>ANF NEWS AGENCY</p>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.sosyalistgazete.com%2Fhaberler%2Fsosyal-dislanmanin-roman-halleri&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;font=lucida grande&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sosyalistgazete.com/haberler/sosyal-dislanmanin-roman-halleri/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>‘Kürtler Ortadoğu’daki halkları birleştirecek’</title>
		<link>http://www.sosyalistgazete.com/haberler/%e2%80%98kurtler-ortadogu%e2%80%99daki-halklari-birlestirecek%e2%80%99</link>
		<comments>http://www.sosyalistgazete.com/haberler/%e2%80%98kurtler-ortadogu%e2%80%99daki-halklari-birlestirecek%e2%80%99#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 19 Feb 2012 13:40:23 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Sosyalist</dc:creator>
				<category><![CDATA[Haberler]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye Gündemi]]></category>
		<category><![CDATA[arap]]></category>
		<category><![CDATA[bahar]]></category>
		<category><![CDATA[başla]]></category>
		<category><![CDATA[bulma]]></category>
		<category><![CDATA[cemre]]></category>
		<category><![CDATA[çetin]]></category>
		<category><![CDATA[coğrafya]]></category>
		<category><![CDATA[Devrim]]></category>
		<category><![CDATA[ertuğrul kürkçü]]></category>
		<category><![CDATA[forum]]></category>
		<category><![CDATA[gel]]></category>
		<category><![CDATA[hava]]></category>
		<category><![CDATA[hiç]]></category>
		<category><![CDATA[neden]]></category>
		<category><![CDATA[süreç]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sosyalistgazete.com/?p=2518</guid>
		<description><![CDATA[İSTANBUL Halkların Demokratik Kongresi’nin (HDK) düzenlediği forumda konuşan Mersin Milletvekili Ertuğrul Kürkçü, &#8220;Bizi bekleyen çok çetin süreçte Türkiye&#8217;nin batısında yeni hareket imkanı kazanabiliriz&#8221; dedi. Yazar Aydın Çubukcu ise, Ortadoğu&#8217;nun birleştirici gücünün her halkla yakından bağları olan Kürtler olduğunu söyledi. Halkların Demokratik Kongresi (HDK), Taksim Hill Otel&#8217;de, &#8220;İstanbul Ortadoğu Forumu&#8221; başlıklı bir forum düzenledi. Çok sayıda [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>İSTANBUL Halkların Demokratik Kongresi’nin (HDK) düzenlediği forumda konuşan Mersin Milletvekili Ertuğrul Kürkçü, &#8220;Bizi bekleyen çok çetin süreçte Türkiye&#8217;nin batısında yeni hareket imkanı kazanabiliriz&#8221; dedi. Yazar Aydın Çubukcu ise, Ortadoğu&#8217;nun birleştirici gücünün her halkla yakından bağları olan Kürtler olduğunu söyledi.</p>
<p><a class="highslide" onclick="return vz.expand(this)" href="http://www.sosyalistgazete.com/wp-content/uploads/2012/02/kurkcu-form.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-2519" title="kurkcu-form" src="http://www.sosyalistgazete.com/wp-content/uploads/2012/02/kurkcu-form-300x199.jpg" alt="" width="300" height="199" /></a>Halkların Demokratik Kongresi (HDK), Taksim Hill Otel&#8217;de, &#8220;İstanbul Ortadoğu Forumu&#8221; başlıklı bir forum düzenledi. Çok sayıda aydın, akademisyen ve yazarın katıldığı forumda, Ortadoğu&#8217;da yaşanan gelişmeler ile Türkiye ve Ortadoğu arasındaki ilişkiler tartışıldı. Forumun açılış konuşmasını BDP Mersin Milletvekili Ertuğrul Kürkçü yaptı.</p>
<p>“BAHAR GELECEK SAVAŞ BAŞLAYACAK’</p>
<p>Kürkçü konuşmasına neden böyle bir forum yaptıklarını ifade ederek başladı. &#8220;Hakimiyet sağlamak için mücadele eden emperyalistlerin adlandırıldığı Ortadoğu&#8217;nun içindeyiz&#8221; diyen Kürkçü, soğuk havaya rağmen ılık bir hava olduğunu, ilk cemrenin yarın havaya düşeceğini sonrasında bahar geleceğini söyledi. Kürkçü, Mersin&#8217;de kendisine kadınlardan birinin, &#8220;Ya hiç bahar gelsin istemiyorum&#8221; dediğini belirterek, &#8220;Anladığım şey şu; bahar gelecek ve savaş başlayacak. İşte bu forumun amaçlarından biri bu&#8221; dedi.</p>
<p>‘TÜRKİYE, BOP’UN BİR PARÇASI’</p>
<p>İçinde bulunduğumuz coğrafyanın savaş koşullarını belirlediğini kaydeden Kürkçü, Büyük Ortadoğu Projesi&#8217;nin (BOP) aslında çok daha geniş ve rasyonel nedenleri olduğunu anlattı. &#8220;Bu BOP projesi aslında Arap devrimleri sürecini çalmak ve yeni raya sokmak açısından önemli bir inisiyatif edindi ve Türkiye&#8217;de bu inisiyatifin parçası&#8221; diyerek Türkiye&#8217;nin Ortadoğu&#8217;daki rolüne değinen Kürkçü, &#8220;Bu inisiyatif de iki şık çıktı. Birincisi komşularla sıfır sorun stratejisi, bu çerçevede Kürt meselesine de hem ABD ile hem de komşuların ilişkilerin elverdiği ölçüde yeni düzen kazandıracağı, Oslo görüşmeleri de bunun parçasıydı. Arap devrimi baştan aşağı bazı stratejileri değiştirince biz de kendimizi Arap devrimi meselesinde bulduk&#8221; değerlendirmesinde bulundu.</p>
<p>‘BARIŞ SÜRECİ YENİDEN HAREKETLENDİRİLİR Mİ?’</p>
<p>Kürkçü son olarak, &#8220;Bu KCK operasyonları ile sınır ötesi bombardımanlarla alevlendirilen çatışma sahnesindeki en önemli mesele Türkiye&#8217;nin Kürt özgürlük hareketi ve Arap devrimi ile kendisini geniş Arap coğrafyası içinde bulması&#8221; diyerek, &#8220;Burada bu forumu yaparken kendimizi de anlamaya çalışacağız. Şimdi sıkışmış gibi görünen barış süreci yeniden hareketlendirilir mi? Halkların Demokratik Kongresi olarak bizi bekleyen çok çetin süreçte Türkiye&#8217;nin batısında yeni hareket imkanı kazanabiliriz. Burada söz alacak olan herkes kendisini HDK&#8217;nin parçası sayabilir&#8221; dedi.</p>
<p>‘KÜRTLER ORTADOĞU’DAKİ HALKLARI BİRLEŞTİRECEK’</p>
<p>&#8220;Ortadoğu Nereye Gidiyor?&#8221; başlıklı forumun ilk oturumunda, ilk olarak yazar Aydın Çubukcu konuştu. Ortadoğu&#8217;nun her hareketinin Türkiye&#8217;yi ilgilendirdiğini ve giderek Türkiye&#8217;ye yaklaştığını ifade eden Çubukçu, Ortadoğu&#8217;nun sınırlarının yeniden çizilmek istendiğini söyledi. Sadece olayların gidişine değil bu olayların içinde yer alan politikaların ve grupların neler yapmak istediklerine bakmak gerektiğini ifade eden Çubukçu, &#8220;Türkiye&#8217;de Kürt sorunu pek çok şeyi belirlediği gibi Ortadoğu ile ilişkileri de belirleyen bir sorun. Buradan çözüme bakmak gerek. Bir İranlı Dışişleri Bakanı bana demişti ki, &#8216;Kürtler, Türkleri Arapları birleştirecek bir halk. Ortadoğu&#8217;nun birleştirici gücü her halkla yakından bağları olan Kürtler olacak&#8217; demişti. Bu sözün doğru olduğunu düşünüyorum. Biz eğer, &#8216;halkların birleşik Ortadoğu&#8217;su&#8217; diye bir ideale sahipsek, her ülkede ciddi bir şekilde mücadele eden Kürtler burada önemli bir rol oynayacak. Türkiye&#8217;ye bakacak olursak, hangi sorunun konuşursak konuşalım Kürt sorunu karşımıza çıkıyor&#8221; değerlendirmesini yaptı.</p>
<p>‘ORTADOĞU’DAKİ HAREKETLER DEVRİMCİ HALK HAREKETLERİDİR’</p>
<p>Çubukçu&#8217;nun ardından Boğaziçi Üniversitesi öğretim üyesi sosyal bilimci, Prof. Dr. Abbas Vali konuşma yaptı. Vali konuşmasında, Arap yarım adasındaki halk isyanlarını, devrimci ve demokratik hareketler olarak algıladığını ifade etti. Vali, &#8220;Demokratik talepleri ile varolan devlet yapılarının ortadan kalkması arasındaki zorunlu bağ, bunları devrimci hareket olarak adlandırmamıza neden oldu. Şuan yaşananlar yeni gelişme. Buradaki hareketler sadece ABD karşıtı değil kendi otoritelerine karşı verilen bir mücadele. Çok ciddi uzun erimli sonuçları var bu hareketlerin. Bir çok yeni ittifakları imkanlı kılıyor. Mısır&#8217;da şuanda siyasetin yeniden nasıl inşa edileceği konuşuluyor. Bu yeniden tesis etme demokratik hareketleri kapsamına almalı. Tabandan demokrasi hareketleri var. Bu Ortadoğu&#8217;da çok yeni bir şey&#8221; diye kaydetti. Ortadoğu&#8217;daki tüm dengelerin değiştiğini kaydeden Vali, Ortadoğu&#8217;da hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağını söyledi.</p>
<p>‘SURİYE’DE RUSYA’NIN ROLÜ ÖNEMLİ’</p>
<p>&#8220;Suriye&#8217;deki Kürtler içinde PKK&#8217;ye yakın olan kesim Esad karşıtı muhalefete uzak durdu&#8221; diyen Vali, &#8220;Şu anki yıkımda ordu daha fazla rol aldıkça, ordunun muhafazakar ülkeyi yeniden kurma ihtimali azalıyor. Türkiye&#8217;nin de yanında durduğu düzenli değişim süreci ve kaos olmama ihtimali daha az bir ihtimal haline geliyor. İran&#8217;ın batı ile anlaşma yapıp Esad sürecinde rol oynaması düşük bir ihtimal. Burada önemli olan Rusya&#8217;nın rolü&#8221; değerlendirmesinde bulundu.</p>
<p>‘DİYARBAKIR’DA ÇOK TAHRİR OLDU’</p>
<p>Vali&#8217;nin ardından yazar Nuray Mert konuştu. Mert, Arap devrimleri denen sürece ilişkin şu değerlendirmede bulundu: &#8220;Ben Arap yarımadasındaki gelişmelerin, demokratik bir devrim olduğuna katılmıyorum. Arap Baharı veya Arap devrimleri diye takdim edilen hareketlere baktığımızda toplumsal dinamiklerin baskılandığı sürekli ertelendiği toplumsal siyasal bir hal içindeler. Bu bize kendi siyaseti içine kendi ellerine almak isteyen toplumsal dönüşüm tablosunu sunmuyor. Mısır Devrimi&#8217;nde yaygınlaşan çelişkiler su yüzüne çıktı.&#8221; &#8220;Arap Baharı&#8217;nda bile bunlara El Cezire devrimi deniyor&#8221; diyen Mert, hiçbir hareketin, toplumsal kıpırdamanın dünyanın ilgisini çekmediğini bunu en çok da Kürt sorunundan bildiğimizi söyledi. Medyanın, &#8220;Diyarbakır&#8217;da neden terör oldu da Tahrir olmadı&#8221; diye yazabildiğini ifade eden Mert, &#8220;Diyarbakır&#8217;da bir sürü Tahrir oldu. Kürt medyasında bile temenniler üzerine yazılar çıkıyor. En çokta Kürtlerin basın yayın organları bunları sorgulamalı. Ama onlarda bu tarz üzerinden ilerlemiyor. Küçücük çocuklar hapishanelerde neden bunlar gündeme getirilmiyor&#8221; diye sordu.</p>
<p>&#8220;Suriye&#8217;deki Kürtlerin bu konudaki tereddüdünden batı dünyası çok rahatsız&#8221; diyen Mert, &#8220;Türkiye&#8217;de şöyle bir karşılığı da var. &#8216;Demokrasi mücadelesine niye katılmıyor falan. Suriye Kürtleri Esad&#8217;ın yanında yer alıyorlar. Zaten PKK&#8217;nin şu komutanı Suriye asıllı&#8221; gibi karalamalar var. Türkiye&#8217;de zaten bunu böyle algılamaya bir söylem var. O çerçevede bakmak hatalı olur. Fırsat bu fırsat, &#8216;Kürtler niye buna katılmıyor&#8217; demenin çok fazla bir anlamı yok. Kürtlerin etnik çizgide davrandığını işaret etmek, konuyu anlamamızı engelleyen ve itham edici bir yaklaşım olduğunu düşünüyorum&#8221; diye konuştu.</p>
<p>‘SURİYE’YE GİRMEYE ÇALIŞAN AKP YIKILACAK’</p>
<p>Mert&#8217;in ardından Özgür Gündem Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Hüseyin Aykol kısa bir konuşma yaptı. Suriye&#8217;ye yönelik bir operasyondan söz eden Aykol, İngilizler&#8217;in bir sınır çizip Kürtleri 4 ülkeye emanet ettiğini ve bu 4 ülkenin demokrat olmadığını kaydetti. &#8220;İngilizler&#8217;in attığı kazık halen devam ediyor&#8221; diyen Aykol, Sünni-Şii çatışmasının başlayabileceğine dikkat çekerek, &#8220;Bu eksen Suudi Arabistan&#8217;ın başını çektiği bir dönem olacak. Türkiye&#8217;de bu Sünni birleşmeye davet ediliyor. AKP de buna girmeye çalışıyor Suriye&#8217;ye girmeye çalışan AKP yıkılacak, ama biz de çok çekeğiz. Askerler ölecek, darmadağın olacak. ABD, &#8216;Suriye işini bizim adımıza yap&#8217; dedi. Sana bir bonusumuz var. Güney Kürdistan&#8217;da Amerika yerine sen ol. Budur bonus. Barzani&#8217;nin sıkışması ulusal konferansı etkilemesi, bu anlamda sıkışıklığını anlıyorum. Erdoğan&#8217;a verilen böyle bir tuzak var. Kendisini ve AKP&#8217;yi batıracak bir şey var&#8221; dedi.</p>
<p>Forumun öğleden sonraki bölümünde gazeteci Cengiz Çandar, TTB Eski Başkanı Prof. Dr. Gençay Gürsoy ve BDP Eş Genel Başkanı Gültan Kışanak&#8217;ın konuşmacı olarak yer alması bekleniyor.</p>
<p>ANF NEWS AGENCY</p>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.sosyalistgazete.com%2Fhaberler%2F%25e2%2580%2598kurtler-ortadogu%25e2%2580%2599daki-halklari-birlestirecek%25e2%2580%2599&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;font=lucida grande&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sosyalistgazete.com/haberler/%e2%80%98kurtler-ortadogu%e2%80%99daki-halklari-birlestirecek%e2%80%99/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Maden ihalesine Artvinlilerden protesto</title>
		<link>http://www.sosyalistgazete.com/cevre-ekoloji/maden-ihalesine-artvinlilerden-protesto</link>
		<comments>http://www.sosyalistgazete.com/cevre-ekoloji/maden-ihalesine-artvinlilerden-protesto#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 18 Feb 2012 21:19:54 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Sosyalist</dc:creator>
				<category><![CDATA[Çevre - Ekoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Artvin]]></category>
		<category><![CDATA[bayraktutan]]></category>
		<category><![CDATA[çiğ]]></category>
		<category><![CDATA[dere]]></category>
		<category><![CDATA[enerji]]></category>
		<category><![CDATA[ihale]]></category>
		<category><![CDATA[kardeşlik]]></category>
		<category><![CDATA[maden]]></category>
		<category><![CDATA[şan]]></category>
		<category><![CDATA[uğur]]></category>
		<category><![CDATA[yandaş]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sosyalistgazete.com/?p=2513</guid>
		<description><![CDATA[Artvin’in Cerattepe mevkiinde yapılmak istenen madencilik faaliyetlerine ilişkin ihale Maden İşleri Genel Müdürlüğünde gerçekleştirildi. Artvinliler, ihalenin yapıldığı saatlerde Genel Müdürlük önünde yaptıkları eylemle “Artvin’in yeşili solmasın” dediler. Cerattepe’de yapılmak istenen altın ve bakır aramalarına ilişkin ihale gerçekleştirildiği saatlerde Maden İşleri Genel Müdürlüğü önünde toplanan Artvinliler, “Maden çıkmasın, Artvin’in yeşili solmasın”, “Derelerimiz özgürdür, özgür akacak” dövizleri [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Artvin’in Cerattepe mevkiinde yapılmak istenen madencilik faaliyetlerine ilişkin ihale Maden İşleri Genel Müdürlüğünde gerçekleştirildi. Artvinliler, ihalenin yapıldığı saatlerde Genel Müdürlük önünde yaptıkları eylemle “Artvin’in yeşili solmasın” dediler.</p>
<p><a class="highslide" onclick="return vz.expand(this)" href="http://www.sosyalistgazete.com/wp-content/uploads/2012/02/19artvin.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-2515" title="19artvin" src="http://www.sosyalistgazete.com/wp-content/uploads/2012/02/19artvin-300x160.jpg" alt="" width="300" height="160" /></a>Cerattepe’de yapılmak istenen altın ve bakır aramalarına ilişkin ihale gerçekleştirildiği saatlerde Maden İşleri Genel Müdürlüğü önünde toplanan Artvinliler, “Maden çıkmasın, Artvin’in yeşili solmasın”, “Derelerimiz özgürdür, özgür akacak” dövizleri taşıdılar. Eyleme çevre platformu ve demokratik kitle örgütü temsilcileriyle CHP’li milletvekilleri de destek verdi.<br />
Artvin Çevre Platformu adına konuşan Tekin Üstündağ, daha önce ruhsatlar iptal edilmesine rağmen yeniden ihaleye çıkılmasının kaygı verici olduğunu söyledi. Maden faaliyetleri nedeniyle Cerattepe ve Genya Dağı çevresinde yapılacak aramaların heyelan riski yaratacağı uyarısında bulunan Üstündağ, “Bizler Cerattepe ve diğer sahaların işletilmesi sonucunda bozulacak bir doğa, kirlenecek toprak ve tarım alanları, zehirli ürünler, içilmeyecek hale gelen ağır metal yüklü su kaynakları ve şehir merkezini tehdit eden heyelan riski altında yaşamak istemiyoruz” dedi.</p>
<p>DÜNYA KORUMA ALANI</p>
<p>“Dünya Koruma Alanı” ilan edilen ve Milli Park statüsündeki bölgenin, üzerinde yaşayan insanların rızası olmadan madenciliğe açılmasını “doğa katliamı ve göçe zorlama” olarak nitelendiren Üstündağ, “Şimdi bizden Cerratepe’yi, Genya’yı, Hatilla Milli Parkı’nı, yok olan köylerin yerleşecekleri yaylaları istiyorsunuz. Açıkçası Artvinlilerden yaşamlarını istiyorsunuz. Buna izin vermeyeceğiz” diye konuştu. CHP Artvin Milletvekili Uğur Bayraktutan yapılan ihaleyi komedi olarak nitelerken, Derelerin Kardeşliği Platformu adına konuşan Ömer Şan da Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığının bu ihaleyle hukuku çiğnediğini ifade etti. Şan, ihalenin AKP’nin yandaşı bir firmaya verileceği yönündeki iddialara da dikkat çekti. (Ankara/EVRENSEL)</p>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.sosyalistgazete.com%2Fcevre-ekoloji%2Fmaden-ihalesine-artvinlilerden-protesto&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;font=lucida grande&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sosyalistgazete.com/cevre-ekoloji/maden-ihalesine-artvinlilerden-protesto/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Hey Tekstil işçileri destek arıyor</title>
		<link>http://www.sosyalistgazete.com/is-emek/hey-tekstil-iscileri-destek-ariyor</link>
		<comments>http://www.sosyalistgazete.com/is-emek/hey-tekstil-iscileri-destek-ariyor#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 18 Feb 2012 21:13:15 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Sosyalist</dc:creator>
				<category><![CDATA[İş - Emek]]></category>
		<category><![CDATA[bugün]]></category>
		<category><![CDATA[direniş]]></category>
		<category><![CDATA[fabrika]]></category>
		<category><![CDATA[gazete]]></category>
		<category><![CDATA[hürriyet]]></category>
		<category><![CDATA[İşçiler]]></category>
		<category><![CDATA[önünde]]></category>
		<category><![CDATA[sürdüren]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sosyalistgazete.com/?p=2509</guid>
		<description><![CDATA[HEY Tekstil işçilerinin direnişi 10. gününde. Ücret ve tazminat alacaklarının ödenmesi için direnen Hey Tekstil işçileri, eylemlerine devam ederken, sendikalardan da destek arıyor. Hey Tekstil işçileri kendi aralarında bir heyet oluşturarak sendikaları ziyaret etti. İlk olarak Hava-İş Sendikasını ziyaret eden işçiler Hava-İş Genel Başkanı Atilay Ayçin’le görüştü. Sorunlarını ve direnişteki son gelişmeleri aktaran işçiler, çadır, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>HEY Tekstil işçilerinin direnişi 10. gününde. Ücret ve tazminat alacaklarının ödenmesi için direnen Hey Tekstil işçileri, eylemlerine devam ederken, sendikalardan da destek arıyor. Hey Tekstil işçileri kendi aralarında bir heyet oluşturarak sendikaları ziyaret etti. İlk olarak Hava-İş Sendikasını ziyaret eden işçiler Hava-İş Genel Başkanı Atilay Ayçin’le görüştü. Sorunlarını ve direnişteki son gelişmeleri aktaran işçiler, çadır, araç, maddi ve manevi destek taleplerini iletti.</p>
<p>Hava-İş Genel Başkanı Atilay Ayçin de sendika olarak işçilere gereken destek neyse vereceklerini belirtti. Hava-İş işçilerin valilik önündeki eylemi için araç desteğinde bulundu. Daha sonra Petrol-İş Sendikasını ziyaret eden işçiler, sendika yöneticileri ile görüştüler. Petrol-İş Sendikası Hey Tekstil işçilerine aktarılmak üzere bir mali bütçe oluşturduğunu duyurdu.</p>
<p><a class="highslide" onclick="return vz.expand(this)" href="http://www.sosyalistgazete.com/wp-content/uploads/2012/02/heytekstillll.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-2510" title="heytekstillll" src="http://www.sosyalistgazete.com/wp-content/uploads/2012/02/heytekstillll-300x160.jpg" alt="" width="300" height="160" /></a>İşçilerin kurum ziyaretleri sürerken öte yandan sorunlarını anlatan bir bildiri hazırlayarak oturdukları mahallelerde esnaf ve kahveleri gezerek, halka bilgi verdiler.</p>
<p>Fabrika önünde direnişlerini sürdüren işçiler bugün Hürriyet gazetesi önüne yürüyüş düzenledi. Burada açıklama yapan işçiler, “Bizler Aynur Bektaş’ın fabrikasında çalışıyorduk, siz onun her gün sayfa sayfa haberini yapıyorsunuz. Şimdi bizi kapının önüne koydu, haklarımızı vermedi. Bizim haberimizi neden yapmıyorsunuz?” diye sordu.</p>
<p>HDK’DAN DESTEK ZİYARETİ</p>
<p>Öte yandan ücret alacakları için direnişte olan Hey Tekstil işçilerine Halkların Demokratik Kongresi (HDK) bileşenlerinden destek geldi. Fabrika önündeki işçileri ziyaret eden HDK bileşenleri adına konuşan 3. Bölge Meclis Temsilcisi Turhan Yıldırım, çevre fabrikalardaki bütün işçilerin aynı sorunları yaşadığını, işçilerin haklarının tek tek alındığını kaydetti.</p>
<p>Bu sorunların herkesin sorunu olduğunu, bu yüzden bir araya gelmelerinin önemine dikkat çeken Yıldırım, “Bizim bir araya gelmemizden, insanlarla iletişim kurmamızdan, sorunları her yerde konuşmamızdan hükümet korkacaktır” diye konuştu.</p>
<p>Hey Tekstil işçilerinin mücadelesine HDK olarak omuz vermeye geldiklerini belirten Yıldırım, “Patronun cebinde bir kuruş paranız, bir lokma ekmeğiniz kalmasın diye sizinle birlikte olacağız. Direnişiniz zaferle sonuçlanana kadar buradayız. HDK’nin asıl üslendiği görev budur” dedi. (İstanbul/EVRENSEL)</p>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.sosyalistgazete.com%2Fis-emek%2Fhey-tekstil-iscileri-destek-ariyor&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;font=lucida grande&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sosyalistgazete.com/is-emek/hey-tekstil-iscileri-destek-ariyor/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Çiçeklerimi Geri Dönemem Diye Suladım</title>
		<link>http://www.sosyalistgazete.com/haberler/ciceklerimi-geri-donemem-diye-suladim</link>
		<comments>http://www.sosyalistgazete.com/haberler/ciceklerimi-geri-donemem-diye-suladim#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 18 Feb 2012 18:51:21 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Sosyalist</dc:creator>
				<category><![CDATA[Haberler]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye Gündemi]]></category>
		<category><![CDATA[çiçek]]></category>
		<category><![CDATA[diye]]></category>
		<category><![CDATA[dönemem]]></category>
		<category><![CDATA[geri]]></category>
		<category><![CDATA[Kürdistan]]></category>
		<category><![CDATA[serhat korkmaz]]></category>
		<category><![CDATA[sula]]></category>
		<category><![CDATA[topluluk]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sosyalistgazete.com/?p=2504</guid>
		<description><![CDATA[Mehmet Özer Kederli oluşunun bir diğer nedeni ise hiç beklemediği halde serbest bırakılması. Bir yanı seviniyormuş tabii &#8220;Ama&#8221; diyor &#8220;hala tutuklu birçok insan var. Mahkeme önüne çıkarılmayan binlerce insan&#8230;&#8221; Serhat KORKMAZ &#160; Kürdistan Topluluklar Birliği (KCK) operasyonları kapsamında bugüne kadar yüzlerce insan gözaltına alındı. Gözaltına alınanlar arasında yazarlar, akademisyenler, gazeteciler, öğrenciler, kadınlar vardı&#8230; Ve gözaltına [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Mehmet Özer Kederli oluşunun bir diğer nedeni ise hiç beklemediği halde serbest bırakılması. Bir yanı seviniyormuş tabii &#8220;Ama&#8221; diyor &#8220;hala tutuklu birçok insan var. Mahkeme önüne çıkarılmayan binlerce insan&#8230;&#8221;<br />
Serhat KORKMAZ</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a class="highslide" onclick="return vz.expand(this)" href="http://www.sosyalistgazete.com/wp-content/uploads/2012/02/mehmet_ozer501.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-2507" title="mehmet_ozer501" src="http://www.sosyalistgazete.com/wp-content/uploads/2012/02/mehmet_ozer501-300x155.jpg" alt="" width="300" height="155" /></a>Kürdistan Topluluklar Birliği (KCK) operasyonları kapsamında bugüne kadar yüzlerce insan gözaltına alındı. Gözaltına alınanlar arasında yazarlar, akademisyenler, gazeteciler, öğrenciler, kadınlar vardı&#8230; Ve gözaltına alınanların birçoğu &#8220;terör örgütü üyesi olmak ya da propagandası yapmak&#8221; suçlamasıyla tutuklandı.</p>
<p>13 Şubat 2012 Pazartesi günü Türkiye&#8217;nin birçok ilinde yeniden gözaltılara uyandı. Gözaltına alınan isimlerden birisi de Ankara&#8217;da yaşayan, sokağın içinden bir insan olan şair ve fotoğrafçı Mehmet Özer&#8217;di. İstanbul&#8217;a götürülen Özer dört gün süren gözaltı sürecinden sonra çıkarıldığı mahkemece serbest bırakıldı.</p>
<p>Mehmet Özer&#8217;le gözaltı sürecini konuşmak için gittiğim odası çiçeklerle doluydu; ziyaretine gelen dostlarıyla ilgileniyordu. Yüzünden dört günün yorgunluğu okunuyordu; ama aynı zamanda öfkeliydi de&#8230;</p>
<p>Özer&#8217;le sohbetimiz gözaltı konusuyla başladı. Ancak bu hafta başındaki değildi, 15 yaşındayken yaşadığı ilk gözaltısını anlattı önce; ardından bir yıl sonra bir başka bir olaydan dolayı gözaltına alındığında bir polisten öldüresiye dayak yediği seferi&#8230;</p>
<p>O günleri şu sözlerle anlatıyor Özer &#8220;Siyasi yaşamım 15 yaşında &#8216;devrimci abilerle&#8217; tanışarak başladı. 1976&#8242;da 15 yaşındayken ilk kez cezaevine girdim. 16 yaşımda ilkokul sürgünümü yaşadım ve Bingöl Lisesi&#8217;ne sürgün edildim. İnsanlar beni &#8216;hamsi&#8217; ya da &#8216;militan Mehmet&#8217; olarak çağırırdı.&#8221;</p>
<p>Dayak yemesine sebep olan mesele ise biraz ilginç&#8230; Kavga ettiği için nezarethaneye atılır. Kapatıldığı hücrenin duvarında bir şiir vardır. Çok sever şiiri. O yıllarda öğrenci, cebinde kalemi ve kağıdı var; hemen not alır. Sorgu öncesi üst araması yapan polis, kağıdı bulur. Duvarda yazılı olan şiir yüzünden Özer, öldüresiye dayak yer Çünkü şiirin bir dizesi Kürtçe&#8217;dir. Yıl 1977&#8242;dir.</p>
<p>Nezarethanenin duvarında yazan şiir ise şöyleydi: &#8220;Saçların kara / kaşların kara ise / sana kara belalı sevdam derim / ez ciwan ki Kurdim (Ben bir Kürt genciyim)&#8221;</p>
<p>O yıllardan bugünlere geldiğimizde 13 Şubat 2012 günü gözaltına alınma gerekçesini soruyorum ona. &#8220;PKK ve KCK ile faaliyette olduğumu söylediler&#8221; diyor.</p>
<p>Gerekçe ise şuymuş: &#8220;Diyarbakır&#8217;da mahkemenin Kürt dilini bilinmeyen dil olarak görmesine tepki duyduğumuzu göstermek için 2010&#8242;da düzenlediğimiz &#8216;Kürtçe Konuş&#8217; basın açıklaması çağrı metninin bir başka haber ajansına düşmesi ve onların deyimiyle bu ajansın PKK ve KCK&#8217;nin resmi mail grubu olması ve benim de o grupla ilişki kurmuş olmam&#8230;&#8221;</p>
<p>Gerekçeyi duyunca öfkelenmiş tabii. &#8220;Böyle binlerce maili her yerde bulunur&#8221; diyor ve ekliyor &#8220;üstelik bu mailden haberdar bile değilim&#8221;.</p>
<p>Evinin sabaha karşı 5.00&#8242;te aranmasına da öfkeli. &#8220;Evlerin böyle saatlerde aranması &#8216;suç üstünde yakalama&#8217; psikolojisi yaratmaktır&#8221; diyor. O saatte arama yapılmasının da ortamı terörize ettiğini de ekliyor.</p>
<p>İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin&#8217;in &#8220;Resim yaparak da, fotoğraf çekerek de, şiir yazarak da terör örgütü propagandası yapılır&#8221; sözünü hatırlatıyorum ve soruyorum bu sözlerin ardından bir gözaltı bekliyor muydunuz diye.</p>
<p>&#8220;Bakanın tehdidini ciddiye almıştık. Çünkü açıkça hedef göstermişti yazarları, sanatçıları, bilim insanlarını&#8221; diyor.</p>
<p>Sonuçta evinin aranmasının ardından Ankara&#8217;dan İstanbul&#8217;a götürüldü. Yolculuk sırasında neler hissettiğini soruyorum?</p>
<p>&#8220;Aklım ve yüreğim en çok çiçeklerimde kaldı. Evimde arama yapılırken ben çiçeklerime su veriyordum, belki de bir daha geri dönemeyebilirdim biraz da bundan&#8221; yanıtını alıyorum.</p>
<p>Daha sonra hücredeki bir anısını anlatıyor. Yan hücredeki birisi gardiyana saati soruyor. Gardiyan saat sekiz cevabını veriyor. Hücredeki yeniden soruyor &#8220;Gündüz sekiz mi akşam sekiz mi? &#8230;&#8221;</p>
<p>&#8220;İçerisi böyledir&#8221; diyor Özer, &#8220;Bir zaman karmaşası yaratır insanda.&#8221;</p>
<p>Salıverilme kararı çıkar çıkmaz Ankara&#8217;ya dönmüş. Van&#8217;a yardım için düzenlenen konserin sunuculuğunu yapma görevin kendisine verilmiş çünkü. &#8220;Eğer tutuklansaydım o etkinliğin sunuculuğunu yapamayacaktım&#8221; diyor.</p>
<p>Söz Van depreminden açılınca deprem sonrası fotoğraf çektiğini söylüyor. Anlatırken gözleri doluyor. Sonra bu kadar duygulanmasını &#8220;Biz fotoğrafçılar çektiğimiz fotoğraflarla bütünleşiriz&#8221; diyerek açıklıyor.</p>
<p>Kederli oluşunun bir diğer nedeni ise hiç beklemediği halde serbest bırakılması. Bir yanı seviniyormuş tabii &#8220;Ama&#8221; diyor &#8220;hala tutuklu birçok insan var. Mahkeme önüne çıkarılmayan binlerce insan, onlar içeride&#8230;&#8221;</p>
<p>Şimdi önünde yapılması gereken acil işler var: Adını şair Mahmut Temizyürek&#8217;in &#8220;Göz Görmez, Bilinç Görür&#8221; isimli makalesinden alan ve haftaya çıkması planlanan kitabına son halini verecek öncelikle. Son on yılda çektiği fotoğraflardan ve onlara dair yazılmış makalelerden oluşacak kitap. İşi çok zamanı ise az, yetirnce zamanını aldım. İzin isteyip kalkıyorum.</p>
<p>Mehmet Özer&#8217;in yanından ayrılırken son olarak söylemek istediği bir şeyin olup olmadığını soruyorum. Şöyle diyor &#8220;Barış ve ben ezilen her halkın kimliğine bürünürüm, ezilmesi koşuluyla. Ezilen bir Ermeni&#8217;yim, bir Kürdüm, bir Rum&#8217;um, bir Türk&#8217;üm&#8221;&#8230; (SK/HK)</p>
<p>&nbsp;</p>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.sosyalistgazete.com%2Fhaberler%2Fciceklerimi-geri-donemem-diye-suladim&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;font=lucida grande&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sosyalistgazete.com/haberler/ciceklerimi-geri-donemem-diye-suladim/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>&#8220;Kanlı Pazar&#8217;la Yüzleşemedik&#8221;</title>
		<link>http://www.sosyalistgazete.com/haberler/kanli-pazarla-yuzlesemedik</link>
		<comments>http://www.sosyalistgazete.com/haberler/kanli-pazarla-yuzlesemedik#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 18 Feb 2012 17:38:25 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Sosyalist</dc:creator>
				<category><![CDATA[Haberler]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye Gündemi]]></category>
		<category><![CDATA[cunta]]></category>
		<category><![CDATA[hesap]]></category>
		<category><![CDATA[ilişki]]></category>
		<category><![CDATA[ırkçı]]></category>
		<category><![CDATA[islam]]></category>
		<category><![CDATA[kitap]]></category>
		<category><![CDATA[milliyet]]></category>
		<category><![CDATA[sonsöz]]></category>
		<category><![CDATA[yön]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sosyalistgazete.com/?p=2498</guid>
		<description><![CDATA[&#8220;Kanlı Pazar, Türkiye tarihinde hesaplaşılmayı bekleyen katliamlardan biri. Hatta kitlesel katliamlardan ilki olarak görülebilir&#8230; O hesaplaşma yapılabilseydi, belki de bugün Dink davasında bu kadar pervasız olamayacaklardı.&#8221; Ayça SÖYLEMEZ İstanbul &#8211; BİA Haber Merkezi &#8220;Kitabın sonunda da belirttim, evet Kanlı Pazar bir katliamdır, sorumluları açığa çıkarılmalı ve yargılanmalıdır ancak bu yeni Kanlı Pazarların yaşanmasına engel olmak [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>&#8220;Kanlı Pazar, Türkiye tarihinde hesaplaşılmayı bekleyen katliamlardan biri. Hatta kitlesel katliamlardan ilki olarak görülebilir&#8230; O hesaplaşma yapılabilseydi, belki de bugün Dink davasında bu kadar pervasız olamayacaklardı.&#8221;<br />
Ayça SÖYLEMEZ<br />
İstanbul &#8211; BİA Haber Merkezi</p>
<p><a class="highslide" onclick="return vz.expand(this)" href="http://www.sosyalistgazete.com/wp-content/uploads/2012/02/kanlıpazarbuyuk.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-2499" title="kanlıpazarbuyuk" src="http://www.sosyalistgazete.com/wp-content/uploads/2012/02/kanlıpazarbuyuk-300x155.jpg" alt="" width="300" height="155" /></a>&#8220;Kitabın sonunda da belirttim, evet Kanlı Pazar bir katliamdır, sorumluları açığa çıkarılmalı ve yargılanmalıdır ancak bu yeni Kanlı Pazarların yaşanmasına engel olmak için yeterli değil&#8230;&#8221;</p>
<p>16 Şubat 1969&#8242;da İstanbul&#8217;a demirleyen 6. Filo&#8217;ya karşı &#8220;Emperyalizme ve Sömürüye Karşı İşçi Yürüyüşü&#8221; düzenleniyor. Beyazıt&#8217;tan Taksim&#8217;e yapılacak yürüyüşe düzenlenen saldırıda onlarca kişi yaralanıyor, Ali Turgut Aytaç ve Duran Erdoğan öldürülüyor&#8230;</p>
<p>&#8220;Geliyorum&#8221; diyen katliam, Kanlı Pazar adıyla tarihe geçiyor&#8230;</p>
<p>43. yıldönümünde &#8220;Kanlı Pazar, 1960&#8242;lar Türkiyesinde İslamcılar, milliyetçiler ve sol&#8221; isimli kitabın yazarı Sosyolog Mustafa Eren&#8217;le hem o günü hem de o günü hazırlayan nedenleri ve sonuçlarını konuştuk.</p>
<p>Eren, Kanlı Pazar&#8217;la hukuki ve siyasal olarak bir yüzleşme yaşanması gerektiğini söyledi ve ekledi:</p>
<p>&#8220;Bu hesaplaşma 1960&#8242;lı yıllarda ortaya çıkmış olan siyasal kimliklerin kendilerine de yönelmek zorunda. Kanlı Pazar&#8217;a ve Kanlı Pazar özelinde 1960&#8242;lı yıllara bakıldığında milliyetçilerin ve İslamcıların olduğu kadar solun da bir muhasebe yapabilmesi gerektiğini düşünüyorum.</p>
<p>Kanlı Pazar&#8217;ı yazma fikri nasıl oluştu? Neden bu kadar geçmişte kalmış bir olayı ve onun ardında yatan nedenleri araştırmak istediniz?</p>
<p>Siyasal tarih ilgi alanlarımdan biri. Üniversitede lisans bitirme tez konum da Kanlı Pazar&#8217;dı. Sonradan danışman hocamın da teşvikiyle &#8220;Neden kitap olmasın&#8221; diye düşündüm ve ortaya bu kitap çıktı.</p>
<p>Bir başka konuyu değil de Kanlı Pazar&#8217;ı tercih etmemin nedeni ise üzerine ciddi bir araştırma yapılmamış olması. Kanlı Pazar hakkındaki tek kitap 1960&#8242;lı yıllarda Komünizmle Mücadele Derneği yöneticiliği yapmış olan İlhan Egemen Darendelioğlu&#8217;na ait. O da &#8220;kanlı&#8221; değil, &#8220;şanlı&#8221; pazar denilmesi gerektiğini savunuyor zaten.<br />
&#8220;Gerilim, gazete manşetlerinden takip edilebilir&#8221;</p>
<p>Kanlı Pazar&#8217;ın oluşumunu, o gün neler olduğunu kısaca anlatabilir misiniz? Organize bir hareket olduğunu söylüyorsunuz, bundan bahsedebilir misiniz?</p>
<p>Kanlı Pazar 16 Şubat 1969 tarihinde gerçekleşiyor. 1960&#8242;lı yılların ikinci yarısından itibaren her gelişi tepkilere neden olan Amerikan 6. Filo&#8217;su Şubat ayında İstanbul&#8217;a tekrar geliyor. Dolmabahçe açıklarına demirliyor. Daha 6. Filo gelmeden dönemin sol/sosyalist gençlik örgütlerinden 22 tanesi bir araya geliyor ve 6. Filo&#8217;nun İstanbul&#8217;da demirli bulunduğu süre içerisinde eylemlilikler yapma kararı alıyor. Bu 22 örgütün sayısı daha sonra 70&#8242;i aşıyor.</p>
<p>Yapılması planlanan eylemlerin sonuncusu ise 16 Şubat tarihinde Beyazıt&#8217;tan Taksim&#8217;e düzenlenecek &#8220;Emperyalizme ve Sömürüye Karşı İşçi Yürüyüşü.&#8221;</p>
<p>Sol/sosyalist kesimlerin düzenlediği basın açıklamaları, pankart asma, İstanbul&#8217;un bir çok semtinde geceler düzenleyip konuşmalar yapma, Amerikan askerlerinin görüldüğü yerlerde keplerinin alınması, üzerlerine boya atılması gibi eylemler sürerken sağ, milliyetçi-mukaddesatçı kesim ise sola karşı giderek tırmandırdığı bir gerilim yaratıyor.</p>
<p>Bu gerilimi gazete manşetlerinden gün gün takip edebilmek mümkün. Kitapta bu gazete manşetlerine de yer verdim zaten. Sol 16 Şubat günü yürüyüşe hazırlanırken sağ da 16 Şubat günü atılan gazete manşetlerindeki &#8220;Kızılları Boğmanın Vakti Geldi&#8221;, &#8220;Ya Tam Susturacağız Ya Kan Kusturacağız&#8221; başlıklarındaki ruh haliyle kendi hazırlığını yapar.</p>
<p>16 Şubat günü Beyazıt&#8217;tan başlayan yürüyüş Taksim&#8217;e vardığında sağcıların saldırısına uğrar ve iki kişi yaşamını yitirirken onlarca kişi yaralanır. Bu saldırının fotoğraflarını da kitapta bulabilmek mümkün. Fotoğraflara bakıldığında saldırının büyüklüğü ve vahşeti de daha çarpıcı bir şekilde anlaşılabiliyor.</p>
<p>Bu saldırının organize olduğu, sağcı kitleye sopalar dağıtıldığı, hatta bu sopaların dağıtıldığı araçların plakaları dahi katliamın hemen sonrasında, yürüyüşü düzenleyenler tarafından açıklandı. Ancak daha çarpıcı açıklamalar yıllar sonra, o dönem sağcı gençlik içerisinde yer alan Yaşar Okuyan&#8217;dan geldi.</p>
<p>Okuyan, solcuların düzenlediği bu yürüyüşe saldırı için Milli Türk Talebe Birliği&#8217;nde (MTTB) toplantılar düzenlendiğini, kamyonlarla sopalar dağıtıldığını, saldırıya katılanlara yanlışlıkla birbirlerine saldırmasınlar ve daha da önemlisi polis onları yanlışlıkla gözaltına almasın diye yakalarına takmaları için mavi kurdeleler dağıtıldığını açıkladı. Yıllar sonra açığa çıkan bilgilere de bakıldığında bu saldırının organize olduğu çok daha açık görülebiliyor.</p>
<p><a href="http://bianet.org/resim/olcekle/32733/490/276"><img class="alignnone" src="http://bianet.org/resim/olcekle/32733/490/276" alt="" width="490" height="276" /></a></p>
<p>Bu organizasyonun arkasında kimler vardı, nasıl bir organizasyondu?</p>
<p>Elbette bu organizasyonun uzandığı yerleri söyleyebilmek mümkün değil. Ancak bu gelişmelerin içerisinde yer alan kurumlara ve sonrasında yaşanan pervasızlığa bakarak fikir edinebilmek mümkün.</p>
<p>Okuyan, saldırı için toplantının MTTB&#8217;de yapıldığını belirtiyor. MTTB, o dönemde İslamcı gençliğin ağırlığının olduğu bir kuruluş. Çarpıcı olan o dönem Abdullah Gül&#8217;ün de MTTB içerisinde etkin olması&#8230;</p>
<p>Recep Tayyip Erdoğan, Kanlı Pazar&#8217;ın gerçekleştiği yıl daha 15 yaşında. Ancak o da MTTB&#8217;nin ortaöğrenim kolu içerisinde faaliyet yürütüyor.</p>
<p>Dönemin MTTB yöneticisi ise İsmail Kahraman. O da Refah Partisi döneminde Kültür Bakanlığı yapmış bir isim. MTTB içerisinde yer alan pek çok isimle daha sonra Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) içerisinde karşılaşmak mümkün.</p>
<p>AKP&#8217;nin iktidara geldiği Kasım 2002 seçimlerinin ardından Meclis&#8217;in yüzde 50&#8242;sinden fazlasının MTTB geçmişi olduğu açıklanmıştı. Hem bu açıklamaya, hem de öne çıkan isimlere kitapta yer verdim.</p>
<p>MTTB&#8217;nin yanı sıra öne çıkan bir diğer kuruluş da Komünizmle Mücadele Dernekleri. Yaşar Okuyan, bu derneğin de olayların içerisinde olduğunu belirtiyor. Zaten bu derneğin genel başkanlığını yapan İlhan Egemen Darendelioğlu&#8217;da &#8220;Şanlı Pazar&#8221; diyor yaşananlar için.</p>
<p>Dönemin üzerinde durulması gereken bir diğer sağcı yapılanması da &#8220;Komando Kampları.&#8221; Daha sonra Milliyetçi Hareket Partisi adını alacak olan Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi örgütlüyor bu kampları.</p>
<p>İlk defa 1968&#8242;de Türkiye&#8217;nin pek çok yerinde kuruluyor bu kamplar ve binlerce ülkücü genç bu kamplarda hem teorik hem de fiziki eğitim alıyor. Adı üstünde komando kampları. Bu kamplar, o dönem basında manşet de oluyor ancak bu kadar aleni olmasına rağmen engel olunmuyor.</p>
<p>Saldırıya hazırlık için toplantılar yapılması, kamyonlarla sopalar getirilip dağıtılması, polis tarafından zarar verilmesin diye yakalara takılan mavi kurdeleler, aleni olarak kurulan komando kampları&#8230;</p>
<p>Tüm bunlar alt alta dizildiğinde ve katliamın sonrasında yaşananlara bakıldığında bir organizasyon fikri ortaya çıkıyor.<br />
&#8220;Dosya yeniden açılmalı, soruşturma başlatılmalı&#8221;</p>
<p>Katliamın ardından neler yaşandı? Yasal süreç nasıl işledi?</p>
<p>Katliamın ardından sadece dört kişiye dava açıldığı bunlardan ikisinin tutuklandığı bilgisi var. Tutuklananlar, katliama ilişkin fotoğraflarda açıkça elinde bıçak öldürme olayına karıştığı görülen insanlar.</p>
<p>Bu nedenle tutuklanmak zorunda kalıyorlar zaten. Ancak daha tutuklanmalarının üzerinden birkaç ay geçmeden onlar da serbest bırakılıyor. Demek ki bu olayı tertipleyenlerin, olaylara karışanların bir yerlerde hamileri var. Bunu görmemek mümkün değil.</p>
<p>Ortaya çıkan yeni bilgiler ışığında Kanlı Pazar dosyası yeniden açılmalı ve soruşturulmalı. Bu da ancak Kanlı Pazar&#8217;ı gündemde tutmakla mümkün olabilecektir.</p>
<p><a href="http://bianet.org/resim/olcekle/32735/490/241"><img class="alignnone" src="http://bianet.org/resim/olcekle/32735/490/241" alt="" width="490" height="241" /></a></p>
<p>Kitapta Kanlı Pazar öncesindeki provokasyonlardan da bahsediyorsunuz, bunları özetleyebilir misiniz? Provokasyonların ardında neler vardı ve en çok hangi yöntemler kullanılıyordu? Basının rolü neydi? O dönem provokasyona destek veren basın kuruluşları, gazeteciler ve yazarlar kimlerdir? Hangi görüşteydiler?</p>
<p>1970&#8242;li yıllarda da tanığı olduğumuz, &#8220;Komünistler camiye bomba koydu&#8221; provokasyonunun ilki o dönem İzmir&#8217;de gerçekleştiriliyor. Bunun bir provokasyon olduğu daha sonra açığa çıkıyor zaten. Bombayı koyan kişi polis ajanı.</p>
<p>O dönem polis ajanları solcu gençlik içerisinde de faaliyet yürütüyor. Gençliği aşırı eylemlere sürüklemeye çalışıyor. Örneğin bir ajan 6. Filo&#8217;yu protesto için kendisini yakacağını dahi açıklıyor ve bu durum gazetelere de yansıyor. Kitapta bu ajan faaliyetleri ve provokasyonlar anlatılıyor.</p>
<p>Kanlı Pazar&#8217;la birebir bağlantılı provokasyon ise katliamdan dört gün önce 12 Şubat&#8217;ta gündeme geliyor. 12 Şubat günü Mehmet Şevket Eygi&#8217;nin çıkardığı Bugün gazetesi, neredeyse ilk sayfanın tamamını kapsayacak şekilde &#8220;Komünistler Kuleye Kızıl Bayrak Çekti&#8221; haberi yapar. &#8220;Beyazıt&#8217;taki yangın kulesine kızıl bayrak çekildi&#8221; olarak sunulan olay, Temmuz 1968&#8242;de 6. Filo&#8217;yu protesto eylemleri nedeniyle yaşamını yitiren Vedat Demircioğlu&#8217;nun resminin üzerinde bulunduğu bir kırmızı bayrağın çekilmesi hadisesiydi.</p>
<p>Sol/sosyalist kesimler, 6. Filo&#8217;ya karşı Demircioğlu&#8217;nun kendisini bayraklaştırmak istemişti. Ancak bu olay &#8220;kuleye kızıl bayrak çekildi&#8221; olarak sunuluyor ve birkaç gün sonra MTTB öncülüğünde &#8220;Bayrağa Saygı Mitingi&#8221; düzenleniyor. Bu mitingde &#8220;Ya Tam Susturacağız Ya Kan Kusturacağız&#8221; açıklamaları yapılıyor. Hemen ardından, bir gün sonra da katliam gerçekleşiyor zaten.</p>
<p>10 Şubat tarihinden itibaren bir haftalık sağcı basını alıp önümüze koyduğumuzda bu katliamda basının rolü de çok açık ortaya çıkıyor zaten.</p>
<p>O dönemin en fazla satan gazetelerinden biri olan Mehmet Şevket Eygi&#8217;nin çıkardığı Bugün gazetesi bu gazetelerin en önde gideni. Bugün, İslami kimliğiyle bilinen bir gazete o dönemde. Gazetenin kendisi toplu namaz çağrıları yapıyor ve bu yolla kendi çevresinde bir cemaat oluşturmaya çalışıyor. İslamcıların önde gelen isimlerinden Necip Fazıl Kısakürek de Bugün gazetesinde köşe yazıları yazıyor.</p>
<p>Mehmet Şevket Eygi ve Necip Fazıl şahsında o dönemin sağcılarının, yani milliyetçilerinin ve İslamcılarının, Amerikancılıklarını da çok açık görebilmek mümkün. Oldukça açık bir biçimde Rusya&#8217;ya karşı ABD&#8217;nin yanında olmak gerektiğini belirtiyorlar ve 6. Filo&#8217;ya karşı protestoları eleştiriyorlar.</p>
<p><a href="http://bianet.org/resim/olcekle/32736/490/276"><img class="alignnone" src="http://bianet.org/resim/olcekle/32736/490/276" alt="" width="490" height="276" /></a></p>
<p>Kitapta Hür Düşünce Kulüpleri&#8217;nden de söz ediyorsunuz.</p>
<p>Hür Düşünce Kulüpleri de dönemin sağcı üniversite gençliğinin örgütlenmelerinden biri. Başını Hasan Celal Güzel çekiyor. Üniversitelerde solcu gençliğin kurduğu fikir kulüplerinin oldukça etkin faaliyetler yürütmesi nedeniyle sağcılar da kendi örgütlenmelerini oluşturmaya çalışıyorlar. Ülkü Ocakları&#8217;nın kuruluşu da Hür Düşünce Kulüpleri&#8217;nin kuruluşu da böyle gerçekleşiyor.</p>
<p>Komando kamplarının kuruluşunda da aynı saikler etkili oluyor sanırım.</p>
<p>Evet. Bizzat bu kampların kuruluşuna katılmış kişiler bu durumu açıklıyor. 1967&#8242;den itibaren solcuların üniversitelerdeki etkinliğini kırabilmek amacıyla Ülkü Ocakları&#8217;nın örgütlendiğini, komando kamplarında gençlere eğitim verilmesi fikrinin gündeme geldiğini anlatıyorlar. Türkeş o dönem &#8220;100 bin komando&#8221; yetiştireceklerini ve komünist tehdide karşı bu komandolarla barikat öreceklerini açıklıyor.</p>
<p>Kitapta bugünün Türkiyesi&#8217;nde varlığını koruyan temel siyasal ayrımların, 1960&#8242;larda gerçekleştiğini belirtiyorsunuz. Bunu açar mısınız?</p>
<p>Kitaptaki tezlerimden biri bu. Sağ ve sol terimleri siyasal literatürümüze büyük oranda o dönem giriyor ve bugünkü anlamlarını kazanıyor. Daha önce bu kadar yoğun kullanılmıyor o terimler.</p>
<p>Gerginliğin tarafları ise komünistler ve milliyetçi mukaddesatçılar olarak adlandırılıyor. 1960&#8242;larda milliyetçi mukaddesatçılar, milliyetçiler ve İslamcılar olarak ayrışıyor ve ayrı örgütlenmelerini oluşturuyorlar. Hatta bu ayrışmanın ardından milliyetçilerle İslamcılar MTTB yönetimi için çekişiyorlar. İslamcılar galip geliyor. Bu nedenle MTTB&#8217;yi ele alan yazı ve kitaplar &#8220;Bozkurttan Kur&#8217;an&#8217;a&#8221; benzeri başlıkla taşır.</p>
<p>Solcular da bu dönemde Türkiye İşçi Partisi (TİP) etkinliğindeki Sosyalist Devrimciler ve Mihri Belli&#8217;nin başını çektiğinin söylenebileceği Milli Demokratik Devrimciler (MDD) ayrışmasını yaşıyor.</p>
<p>Sosyalist Devrimciler Türkiye&#8217;nin önündeki aşamanın sosyalist devrim aşaması olduğunu ifade ederken, MDD&#8217;ciler ise sosyalist devrimden önce Milli Demokratik Devrimi gerçekleştirmek gerektiğini, bu devrimi de işçi sınıfının yanı sıra bütün bağımsızlıkçı kesimlerin özellikle de asker sivil aydın zümrenin de aralarında bulunduğu bağımsızlıkçı tüm kesimlerin gerçekleştireceğini savunuyorlar.</p>
<p><a href="http://bianet.org/resim/olcekle/32734/490/252"><img class="alignnone" src="http://bianet.org/resim/olcekle/32734/490/252" alt="" width="490" height="252" /></a></p>
<p>&#8220;Cuntacı demek kolaycılık&#8221;</p>
<p>MDD&#8217;cilerin asker sivil aydın zümreye verdiği önemin, onların bugün &#8220;cuntacı&#8221; olarak adlandırılmasına neden olduğunu söylüyorsunuz.</p>
<p>Evet. Ancak 1960&#8242;lar solunun tamamını ve tüm süreçlerini &#8220;cuntacı&#8221; veya &#8220;Kemalist&#8221; olarak adlandırmak kolaycılıktır. Günümüzün İslami tandanslı yazarları, AKP&#8217;nin Türkiye&#8217;deki paletli, postallı bürokratik vesayete karşı yürüttüğü ileri sürülen çekişmenin de etkisiyle bu kolaycılığa düşüyor.</p>
<p>Bugünün &#8220;ordu göreve&#8221; pankartı ardında yürüyenlerini solun tamamı olarak göstermek ve solun tüm tarihini de bundan ibaretmiş gibi sunmak haksızlık olur. Solun önemli kesimlerinin o dönem &#8220;Doğu Mitingleri&#8221;, &#8220;Doğu Gecesi&#8221; tertiplediğini düşünmek bile bu haksızlığı anlaşılır kılmak için yeterlidir.</p>
<p>Sol içerisindeki bir diğer ayrışma da Doğu Mitinglerinin de etkisiyle ortaya çıkıyor zaten. Kürt gençleri tarafından Devrimci Doğu Kültür Ocakları kurulmaya başlanıyor ve milliyet temelli bir ayrım yaşanıyor.</p>
<p>Dönemin solcu gençlik hareketlerini, dinamikleri eğilimleri, düşünceleri nasıl tanımlayabiliriz? Karakteristik özelliklerini ve çıkışını anlatabilir misiniz? Tepki en çok neye yöneliyordu ve temel talepler neydi? Bugünle karşılaştırdığımızda neler söyleyebiliriz solcu hareketlerle ilgili?</p>
<p>Solcu gençliğin 1960&#8242;ların başından 1960&#8242;ların sonuna olan seyrini ana hatlarıyla Kemalizmden sosyalizme, sosyalizmden de radikal devrimci hareketlere doğru özetlemek mümkün.</p>
<p>1960&#8242;ların başlarında Mustafa Kemal&#8217;in ilkelerinin bekçisi olduğunu söyleyen bir gençlikle karşı karşıyayız. 1968&#8242;de Deniz Gezmiş adının öne çıktığı &#8220;Samsun&#8217;dan Ankara&#8217;ya Mustafa Kemal Yürüyüşü&#8221; bunun en bariz örneklerinden birisi olarak görülebilir. 1965&#8242;ten sonra, TİP&#8217;in de etkisiyle sosyalizm gençlik içerisinde giderek etkinlik kazanıyor. Gençlik, Mustafa Kemal&#8217;in ilkelerini sosyalist ideallerle beraber ele almaya başlıyor ve kendisini sosyalist olarak nitelendirmeye başlıyor.</p>
<p>TİP etkisindeki sosyalist devrimciler sosyalizmi öne çıkarırken, MDD&#8217;ciler ise bağımsızlık temasını öne çıkarıyor bu dönemde. Kendi aralarında çekişmeler de yaşanıyor. Ancak 1969&#8242;a gelindiğinde gençlik TİP etkisinden de Mihri Belli gibi MDD&#8217;nin önde gelen isimlerinin etkisinden de önemli oranda çıkıyor ve radikal silahlı devrimci hareketlere doğru yöneliyor.</p>
<p>THKP-C, THKO, TİKKO, TİİKP&#8217;in kuruluşları böyle gündeme geliyor. Bu dönemde artık kendisini &#8220;devrimci&#8221; olarak nitelendiren gençliğin açıklamalarında hala milliyetçi refleksler görmek mümkün, ancak bu milliyetçiliği sağın ülke içerisindeki azınlıklara, farklı milliyetlere yönelik milliyetçiliği ile bir tutmak mümkün değil.</p>
<p>Solun o dönemki milliyetçiliği, Kemalizmin de etkisiyle ortaya çıkmış olan emperyalizme karşı bağımsızlıkçı tavır alış olarak görülebilir. Mahir Çayan&#8217;ın Kemalizme yönelik bu tahliline kitapta da yer verdim. Solun oldukça önemli bir kesimi Kemalizme ve bu milliyetçi tutuma karşı daha mesafeli artık, ancak ortaya konulmuş ciddi bir hesaplaşma olduğunu söylemek mümkün değil.</p>
<p>Kanlı Pazar&#8217;ın sonrasındaki döneme etkisi ne oldu? Sol ve sağ hareketlerin şekillenmesinde, devlet politikalarının belirlenmesindeki rolü neydi?</p>
<p>Kanlı Pazar, Türkiye tarihinde hesaplaşılmayı bekleyen katliamlardan biri. Hatta kitlesel katliamlardan ilki olarak görülebilir. O hesaplaşma yapılabilseydi, belki de bugün Hrant Dink davasında bu kadar pervasız olamayacaklardı.</p>
<p>Kitabın sonunda da belirttim, evet Kanlı Pazar bir katliamdır, sorumluları açığa çıkarılmalı ve yargılanmalıdır ancak bu yeni Kanlı Pazarların yaşanmasına engel olmak için yeterli değildir.</p>
<p>Bu hesaplaşma 1960&#8242;lı yıllarda ortaya çıkmış olan siyasal kimliklerin kendilerine de yönelmek zorundadır. Kanlı Pazar&#8217;a ve Kanlı Pazar özelinde 1960&#8242;lı yıllara bakıldığında milliyetçilerin ve İslamcıların olduğu kadar solun da bir muhasebe yapabilmesi gerektiğini düşünüyorum.</p>
<p>Sonsöz&#8217;de de belirttiğim gibi; milliyetçiler ırkçılık ve kontrgerilla iddialarıyla, İslamcılar milliyetçilerle bağları, Amerikancılıkları ve iflah olmaz antikomünist tutumlarıyla, solcular Kemalizmle akrabalıkları, cuntacılarla ilişkileri ve milliyetçi refleksleriyle hesaplaşabilmeli&#8230; Kitabımın bu yönde bir hesaplaşma çağrısı olduğunu söyleyebilirim. (AS/IC)</p>
<p><strong> MUSTAFA EREN </strong></p>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.sosyalistgazete.com%2Fhaberler%2Fkanli-pazarla-yuzlesemedik&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;font=lucida grande&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sosyalistgazete.com/haberler/kanli-pazarla-yuzlesemedik/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Şerzan KURT Davası örtbas edilmeye çalışılıyor.</title>
		<link>http://www.sosyalistgazete.com/haberler/serzan-kurt-davasi-ortbas-edilmeye-calisiliyor</link>
		<comments>http://www.sosyalistgazete.com/haberler/serzan-kurt-davasi-ortbas-edilmeye-calisiliyor#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 18 Feb 2012 14:30:52 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Sosyalist</dc:creator>
				<category><![CDATA[Haberler]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye Gündemi]]></category>
		<category><![CDATA[atan]]></category>
		<category><![CDATA[çiçek]]></category>
		<category><![CDATA[kurşun]]></category>
		<category><![CDATA[polis]]></category>
		<category><![CDATA[şerzan kurt]]></category>
		<category><![CDATA[taş]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sosyalistgazete.com/?p=2494</guid>
		<description><![CDATA[Muğla’da polis kurşunu ile öldürülen Şerzan Kurt’un Eskişehir 1. Ağır Ceza Mahkemesinde görülen davası ertelenirken, Kurt’un babası Ömer Kurt, “Şerzan’ın annesi geceleri çığlıklar içinde uyanıyor ve gece mezara gidiyoruz” dedi. Av. Mustafa Rolas ise, davanın farklı mecralara çekilmeye çalışıldığını söyledi. Muğla’da 11 Mayıs 2010 tarihinde ülkücülerin Kürt öğrencilere saldırmasıyla başlayan olaylarda polis kurşunuyla kafasından vurulan [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Muğla’da polis kurşunu ile öldürülen Şerzan Kurt’un Eskişehir 1. Ağır Ceza Mahkemesinde görülen davası ertelenirken, Kurt’un babası Ömer Kurt, “Şerzan’ın annesi geceleri çığlıklar içinde uyanıyor ve gece mezara gidiyoruz” dedi. Av. Mustafa Rolas ise, davanın farklı mecralara çekilmeye çalışıldığını söyledi.</p>
<p><a class="highslide" onclick="return vz.expand(this)" href="http://www.sosyalistgazete.com/wp-content/uploads/2012/02/18kurt.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-2495" title="18kurt" src="http://www.sosyalistgazete.com/wp-content/uploads/2012/02/18kurt-300x160.jpg" alt="" width="300" height="160" /></a>Muğla’da 11 Mayıs 2010 tarihinde ülkücülerin Kürt öğrencilere saldırmasıyla başlayan olaylarda polis kurşunuyla kafasından vurulan ve 21 Mayıs günü hayatını kaybeden Şerzan Kurt’un ölümüyle ilgili açılan davanın 12. duruşması Eskişehir 1. Ağır Ceza Mahkemesinde görüldü. Duruşmaya, Sanık Polis Gültekin Şahin ve avukatları ile Şerzan Kurt’un babası Ömer Kurt, annesi Necla Kurt ve çok sayıda demokratik kitle örgütü temsilcisi katıldı. Duruşmada heyet değişikliği nedeniyle önceki duruşmaların zabıtları okundu. Zabıt okuma işleminin ardından konuşan Şerzan Kurt’un Avukatı Mustafa Rolas, olay yerinin incelendiğinde sanık vekillerinin öne sürdüklerinin gerçeği yansıtmadığını, olay yerinin çıkmaz bir sokak olduğunu, bir başkasının oraya girip çıkmasının dahi mümkün olmadığını belirterek, “Emniyet amirinin bırakın silah kullanılmasını gaz sıkılmasına dahi izin vermediğini söylemişti. Sanık avukatlarının savunması dayanaksızdır. Burada hedef gözeterek ateş etme vardır. Yaralama kastı yoktur” dedi.</p>
<p>AVUKAT POLİSİN SİLAH KULLANMASINI SAVUNDU</p>
<p>Sanık Polis Gültekin Şahin’in Avukatı Erol Halkadan ise, müvekkilindeki mermilerin Kurt’a isabet ettiğine dair delil olmadığını ileri sürerek, “Müvekkilim yasal çerçevede hareket etmiştir. Keyfi harekette bulunmamıştır. Silah kullanma iznini verildiğine dair tanıklar vardır. Olay yeri inceleme ekibi 2 saat sonra gelmiştir. Çöpçüler olay yerini süpürmüştür” iddiasında bulundu. Halkadan, raporlarda Kurt’un kafasında darbe izleri olduğunu iddia ederek, “Müvekkilim ateş etmiştir, ancak 2 el havaya ateş etmiştir sadece. Müvekkilimin silahı 9 mm’dir. Bunun etkisi 60 metredir. Maktul 58 metre ilerdedir. İsabet etse dahi etkisinin olmayacağı bellidir” dedi. Halkadan, ateş emri vermedim diyen amirler hakkında suç duyurusunda bulunacaklarını belirtirken, “Polis taş atanlara çiçek mi verecek? Polis müdahale etmese kan gövdeyi götürecek” diyerek silah kullanılmasını savundu. Polis Sanık Gültekin Şahin ise, gizli tanığın ifadesinin çelişkili olduğunu ileri sürerek, “Ben sadece havaya ateş ettim. Dava süreci uzadı, mağdur ben oldum, tahliyemi istiyorum” dedi.</p>
<p>Savunmaların ardından mahkeme heyeti, Sanık Polis Gültekin Şahin’in tutukluluk halinin devamına karar vererek duruşmayı 6 Nisan tarihine erteledi.</p>
<p>‘GECELERİ ŞERZAN’IN MEZARINA GİDİYORUZ’</p>
<p>Öte yandan mahkemenin ardından Eskişehir Adliyesi önünde basın açıklaması yapıldı. Açıklama sırasında sık sık “Şerzan riya te riya me ye”, “Şerzan’ın katili polistir” sloganları atıldı. Sloganların ardından konuşan Şerzan Kurt’un Avukatı Mustafa Rolas, davanın takipçisi olacaklarını belirterek, davanın farklı mecralara çekilmeye çalışıldığını vurguladı. Baba Ömer Kurt ise, Türkiye’de gençlerin ölmemesi gerektiğini belirterek, “Ama birileri hoyratça gençleri öldürüyor. Mahkemelerde delil karartmalar yapılıyor. Polis Şerzan’ı hedef alarak öldürmüştür. Sonra da olayı örtbas etmeye çalışıyorlar” dedi. Kurt, insan hakları kurumları ve basının desteği ve gücüyle polisin gözaltına alındığını vurgularken, şimdi ise mahkeme heyetinin olayı başka mecraya çekmeye çalıştığını kaydetti. Baba Kurt, Şerzan’ın annesinin geceleri ağlayarak uyandığını belirterek, “Gün oluyor ki Şerzan’ın mezarına geceleri gidiyoruz. Başkalarının başına bu travmalar gelmesin diye çığlıklar atıyoruz” dedi. (ESKİŞEHİR)</p>
<p><strong>EVRENSEL </strong></p>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.sosyalistgazete.com%2Fhaberler%2Fserzan-kurt-davasi-ortbas-edilmeye-calisiliyor&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;font=lucida grande&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sosyalistgazete.com/haberler/serzan-kurt-davasi-ortbas-edilmeye-calisiliyor/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İki TKP Yumruklaştı</title>
		<link>http://www.sosyalistgazete.com/haberler/iki-tkp-yumruklasti</link>
		<comments>http://www.sosyalistgazete.com/haberler/iki-tkp-yumruklasti#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 18 Feb 2012 13:36:11 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Sosyalist</dc:creator>
				<category><![CDATA[Haberler]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye Gündemi]]></category>
		<category><![CDATA[basın]]></category>
		<category><![CDATA[değişik]]></category>
		<category><![CDATA[evrensel]]></category>
		<category><![CDATA[grup]]></category>
		<category><![CDATA[isim]]></category>
		<category><![CDATA[mevcut]]></category>
		<category><![CDATA[TKP]]></category>
		<category><![CDATA[toplantı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sosyalistgazete.com/?p=2490</guid>
		<description><![CDATA[1920 yılında kurulan Türkiye Komünist Partisinin (TKP) devamcısı olduğunu belirterek kuruluşunu ilan eden TKP’nin basın toplantısı, 10 yıl önce bugünkü ismini alan ‘mevcut TKP’ (eski SİP) üyeleri tarafından engellenmek istendi. İki taraf da birbirini provokatörlükle suçlarken, yumruklaşma nedeniyle bir kişi yaralandı. 1920 yılında kurulan ve uzun yıllar illegal alanda faaliyet yürüten TKP’nin devamcısı olduğunu belirten [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>1920 yılında kurulan Türkiye Komünist Partisinin (TKP) devamcısı olduğunu belirterek kuruluşunu ilan eden TKP’nin basın toplantısı, 10 yıl önce bugünkü ismini alan ‘mevcut TKP’ (eski SİP) üyeleri tarafından engellenmek istendi. İki taraf da birbirini provokatörlükle suçlarken, yumruklaşma nedeniyle bir kişi yaralandı.</p>
<p><a class="highslide" onclick="return vz.expand(this)" href="http://www.sosyalistgazete.com/wp-content/uploads/2012/02/19tkp.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-2491" title="19tkp" src="http://www.sosyalistgazete.com/wp-content/uploads/2012/02/19tkp-300x160.jpg" alt="" width="300" height="160" /></a>1920 yılında kurulan ve uzun yıllar illegal alanda faaliyet yürüten TKP’nin devamcısı olduğunu belirten Ürün Sosyalist Dergisi çevresi yasal alanda faaliyet yürütmek için İçişleri Bakanlığına başvurmuş, başvurunun kabul edilmemesi üzerine halihazırda adı Toplumcu Kurtuluş Partisi olan partilerinin adını Türkiye Komünist Partisi olarak değiştirmişlerdi. 2001 yılında Sosyalist İktidar Partisinin olağanüstü kongresinde isim değişikliğiyle Türkiye Komünist Partisi adını alan TKP, yeni kurulan TKP’nin değil, kendilerinin 1920’lerin TKP’sinin mirasçısı olduğunu iddia etmişlerdi. Tartışma bugün gerginliğe döndü.</p>
<p>AÇIKLAMA ÖNCESİ GERGİNLİK</p>
<p>‘Yeni TKP’ (eski Ürün), isim değişikliğinin ardından kuruluşunu ilan etmek için bugün parti genel merkezinde basın toplantısı düzenlemek istedi. Mevcut TKP (eski SİP) üyeleri basın toplantısının düzenlendiği saatlerde yeni TKP’nin genel merkezi önünde toplandı. Basın toplantısına da ‘mevcut TKP’lilere üye bir grup katıldı. Ancak basın toplantısı başlamak üzereyken, ‘mevcut TKP’ üyesi kalabalık bir grup daha içeri girmek isteyince gerginlik çıktı, yumruklar konuştu. ‘Mevcut TKP’ üyesi olduğu iddia edilen bir kişi, ‘Yeni TKP’ genel merkezinin içine biber gazı sıktı. ‘Yeni TKP’liler kapıyı güçlükle kapattı.</p>
<p>İçerdeki gazeteciler de biber gazından etkilendi. Arbede sırasında ‘Yeni TKP’ Üyesi Salih Sinan Kaplan yaralandı. ‘yeni TKP’ genel merkezi önüne çevik kuvvet polisleri geldi.</p>
<p>İçeride de iki TKP’nin üyeleri arasında tartışma sürdü. İki taraf da birbirini provokatörlük ve tasfiyecilikle suçladı.<br />
Basın toplantısı ‘Mevcut TKP’lilerin protestoları eşliğinde yapıldı. Açıklamadan sonra bina önünde bekleyişini sürdüren ‘Mevcut TKP’liler ise açıklama yapmadı. (Ankara/EVRENSEL)</p>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.sosyalistgazete.com%2Fhaberler%2Fiki-tkp-yumruklasti&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;font=lucida grande&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sosyalistgazete.com/haberler/iki-tkp-yumruklasti/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Mizgin Arslan ve Mehmet Özer serbest bırakıldı</title>
		<link>http://www.sosyalistgazete.com/haberler/mizgin-arslan-ve-mehmet-ozer-serbest-birakildi</link>
		<comments>http://www.sosyalistgazete.com/haberler/mizgin-arslan-ve-mehmet-ozer-serbest-birakildi#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 17 Feb 2012 12:47:25 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Sosyalist</dc:creator>
				<category><![CDATA[Haberler]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye Gündemi]]></category>
		<category><![CDATA[aslan]]></category>
		<category><![CDATA[banu yıldız]]></category>
		<category><![CDATA[bırak]]></category>
		<category><![CDATA[birlik]]></category>
		<category><![CDATA[diyarbakır]]></category>
		<category><![CDATA[gaziantep]]></category>
		<category><![CDATA[İzmir]]></category>
		<category><![CDATA[Kürdistan]]></category>
		<category><![CDATA[Mehmet Özer]]></category>
		<category><![CDATA[mihail]]></category>
		<category><![CDATA[Mizgin Arslan]]></category>
		<category><![CDATA[oğlu]]></category>
		<category><![CDATA[şefika]]></category>
		<category><![CDATA[Serbest]]></category>
		<category><![CDATA[ses]]></category>
		<category><![CDATA[şimşek]]></category>
		<category><![CDATA[toluluk]]></category>
		<category><![CDATA[tüm bel-sen]]></category>
		<category><![CDATA[ve]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sosyalistgazete.com/?p=2485</guid>
		<description><![CDATA[KCK operasyonunda İstanbul&#8217;da gözaltına alınan 49 kişiden aralarında yönetmen Mizgin Aslan ve şair fotoğrafçı Mehmet Özer&#8217;in olduğu 35 kişi serbest bırakıldı. Diyarbakır ve İzmir&#8217;de de toplam 46 kişi serbest bırakıldı. Kürdistan Topluluklar Birliği (KCK) soruşturması kapsamında 16 ilde yapılan operasyonlarda 13 Şubat&#8217;ta gözaltına alınan yaklaşık 140 kişiden 81&#8242;i serbest. Aralarında şair fotoğrafçı Mehmet Özer, sinema [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>KCK operasyonunda İstanbul&#8217;da gözaltına alınan 49 kişiden aralarında yönetmen Mizgin Aslan ve şair fotoğrafçı Mehmet Özer&#8217;in olduğu 35 kişi serbest bırakıldı. Diyarbakır ve İzmir&#8217;de de toplam 46 kişi serbest bırakıldı.</p>
<p><a class="highslide" onclick="return vz.expand(this)" href="http://www.sosyalistgazete.com/wp-content/uploads/2012/02/1329463785.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-2486" title="1329463785" src="http://www.sosyalistgazete.com/wp-content/uploads/2012/02/1329463785-300x225.jpg" alt="" width="300" height="225" /></a>Kürdistan Topluluklar Birliği (KCK) soruşturması kapsamında 16 ilde yapılan operasyonlarda 13 Şubat&#8217;ta gözaltına alınan yaklaşık 140 kişiden 81&#8242;i serbest.</p>
<p>Aralarında şair fotoğrafçı Mehmet Özer, sinema yönetmeni Mizgin Müjde Arslan&#8217;ın da olduğu 49 kişiden 35&#8242;i serbest bırakıldı; diğerleri tutuklama talebiyle mahkemeye sevk edildi.</p>
<p>Arslan ve Özer’le birlikte, gazeteci Banu Yıldız da serbest bırakılanlar arasında bulunuyor.</p>
<p>Gaziantep&#8217;te gözaltına alınan 10 kişi tutuklandı. İzmir&#8217;de gözaltına alınan 10 kişi ise serbest. Diyarbakır&#8217;da aralarında DİHA Diyarbakır Muhabiri İsmet Mikailoğulları&#8217;nın da olduğu 33 kişi serbest bırakıldı; üç kişi tutuklanma talebiyle mahkemeye sevk edildi.</p>
<p>20:00&#8242;de Diyarbakır&#8217;da mahkemeye sevk edilen üç kişi de serbest bırakıldı.</p>
<p>9 KADIN SENDİKACI TUTUKLANDI<br />
13 Şubat günü KESK, SES ve Tüm Bel-Sen Genel Merkezi&#8217;ne &#8220;KCK&#8221; adı altında yapılan baskın ile gözaltına alınan 14 kadın sendikacıdan 9&#8242;u &#8220;Örgüt üyesi olmak&#8221; iddiasıyla tutuklandı.</p>
<p>Savcılık ifadeleri devam eden ve ardından tutuklama talebiyle nöbetçi hakimliğe sevk edilen 14 kadın sendikacıdan KESK eski Kadın Sekreteri Songül Morsümbül, BES üyesi Leman Kiraz, Eğitim Sen Ankara Şube Üyesi Meral Hız, Eğitim Sen Ankara Şube üyesi Nezahat Aslan ve SES Eğitim Sen 2 Nolu Şube üyesi Şefika Şimşek tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldı.</p>
<p>KESK Kadın Sekreteri Canan Çalağan, Eğitim Sen 1 Nolu Şube üyesi Hatice Beydilli, SES Ankara Şube Kadın Sekreteri Nurşat Yeşil, KESK eski yöneticisi Belkıs Yurtsever, Tüm Bel-Sen Kadın Sekreteri Güler Elveren, SES Kadın Sekreteri Bedriye Yorgun, Eğitim Sen 1 Nolu Şube üyesi Evrim Oğraş, SES Ankara Şube Yöneticisi Hülya Mendilligil, Eğitim Sen 2 Nolu Şube Kadın Sekreteri Güldane Erdoğan ise, &#8220;Örgüt üyesi olmak&#8221; suçlamasıyla tutuklanarak cezaevine gönderildi.</p>
<p>Öte yandan Ankara Adliye Sarayı önünde sabah saatlerinden itibaren bekleyen gözaltındakilerin yakınları, KESK Genel Başkanı Lami Özgen, KESK Genel Sekreteri İsmail Hakkı Tombul, Tüm Bel-Sen Genel Başkanı Vicdan Baykara, Genel Sekreter İzzettin Alpergin ile KESK&#8217;e bağlı diğer sendikaların yönetici ve üyeleri kararı &#8220;Baskılar bizi yıldıramaz&#8221; sloganları ile protesto etti.</p>
<p><strong>(anf-bianet)</strong></p>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.sosyalistgazete.com%2Fhaberler%2Fmizgin-arslan-ve-mehmet-ozer-serbest-birakildi&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;font=lucida grande&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sosyalistgazete.com/haberler/mizgin-arslan-ve-mehmet-ozer-serbest-birakildi/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

