<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Sosyalist Gazete</title>
	<atom:link href="http://www.sosyalistgazete.com/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.sosyalistgazete.com</link>
	<description>Ayrı Haber, Gerçek Haber</description>
	<lastBuildDate>Wed, 09 May 2012 23:04:31 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.2.1</generator>
		<item>
		<title>RedHack Devlet sitelerine imzasını atmaya devam ediyor</title>
		<link>http://www.sosyalistgazete.com/haberler/redhack-devlet-sitelerine-imzasini-atmaya-devam-ediyor</link>
		<comments>http://www.sosyalistgazete.com/haberler/redhack-devlet-sitelerine-imzasini-atmaya-devam-ediyor#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 09 May 2012 22:50:26 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Sosyalist</dc:creator>
				<category><![CDATA[Haberler]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye Gündemi]]></category>
		<category><![CDATA[Dünyasında]]></category>
		<category><![CDATA[Grub]]></category>
		<category><![CDATA[RedHack]]></category>
		<category><![CDATA[web]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sosyalistgazete.com/?p=2756</guid>
		<description><![CDATA[&#160; Red Hack Grubu Web Dünyasında Devlete ait Web sitelerine ardarda müdahale edip, imzasını atmaya devam ediyor. Bu müdahalelerin en sonuncusu www.ilbank.gov.tr sitesine yapıldı ve siteye giriş yapan herkesi kısa bir süre evvel Özel Yetkili Mahkemelerin yasakladığı Grup Yorum&#8217;un Cemo Türküsüyle karşılaştı. İmzada özelikle Grup Yorumun Cemo Türküsü bugün Devrimci Derneklere Zorbalıkla girerek 100 Kişiyi [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="float: left;margin: 4px;">[#2: Edit Options>MightyAdsense>Adsense Code]</p> <p>&nbsp;</p>
<p><a class="highslide" onclick="return vz.expand(this)" href="http://www.sosyalistgazete.com/wp-content/uploads/2012/05/adsız.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-2757" title="adsız" src="http://www.sosyalistgazete.com/wp-content/uploads/2012/05/adsız-300x170.jpg" alt="" width="300" height="170" /></a>Red Hack Grubu Web Dünyasında Devlete ait Web sitelerine ardarda müdahale edip, imzasını atmaya devam ediyor.</p>
<p>Bu müdahalelerin en sonuncusu www.ilbank.gov.tr sitesine yapıldı ve siteye giriş yapan herkesi kısa bir süre evvel Özel Yetkili<br />
Mahkemelerin yasakladığı Grup Yorum&#8217;un Cemo Türküsüyle karşılaştı.</p>
<p>İmzada özelikle Grup Yorumun Cemo Türküsü bugün Devrimci Derneklere Zorbalıkla girerek 100 Kişiyi gözaltına alıp Grup Yorum Grubuna ait Bağlamaya(Saz&#8217;a) kadar tahrip eden Kolluk Kuvvetlerine manidar bir cevap oldu.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.sosyalistgazete.com%2Fhaberler%2Fredhack-devlet-sitelerine-imzasini-atmaya-devam-ediyor&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;font=lucida grande&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sosyalistgazete.com/haberler/redhack-devlet-sitelerine-imzasini-atmaya-devam-ediyor/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Büyükçiftlik Beldesi&#8217;nde Naim Şahin terörü: 26 gözaltı</title>
		<link>http://www.sosyalistgazete.com/politika/buyukciftlik-beldesinde-naim-sahin-teroru-26-gozalti</link>
		<comments>http://www.sosyalistgazete.com/politika/buyukciftlik-beldesinde-naim-sahin-teroru-26-gozalti#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 06 May 2012 09:56:04 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Sosyalist</dc:creator>
				<category><![CDATA[Politika]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sosyalistgazete.com/?p=2752</guid>
		<description><![CDATA[[#3: Edit Options>MightyAdsense>Adsense Code] HAKKARİ - Hakkari&#8217;nin Yüksekova İlçesi&#8217;ne bağlı Büyükçiftlik (Xirvate) Beldesi&#8217;nde çok sayıda eve düzenlenen baskınlarda aralarında belde muhtarı, korucular ve BDP&#8217;li meclis üyelerinin de bulunduğu 26 kişi gözaltına alındı. Yüksekova&#8217;dan 30 kilometre uzakta bulunan ve AKP eski Milletvekili Rüstem Zeydan&#8217;ın köyü olarak bilinen Büyükçiftlik (Xirvate) Beldesi&#8217;ne sabahın erken saatlerinde asker ve özel hareket [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><span><strong><a class="highslide" onclick="return vz.expand(this)" href="http://www.sosyalistgazete.com/wp-content/uploads/2012/05/evbaskinlari.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-2753" title="evbaskinlari" src="http://www.sosyalistgazete.com/wp-content/uploads/2012/05/evbaskinlari-300x199.jpg" alt="" width="300" height="199" /></a>HAKKARİ - </strong></span>Hakkari&#8217;nin Yüksekova İlçesi&#8217;ne bağlı Büyükçiftlik (Xirvate) Beldesi&#8217;nde çok sayıda eve düzenlenen baskınlarda aralarında belde muhtarı, korucular ve BDP&#8217;li meclis üyelerinin de bulunduğu 26 kişi gözaltına alındı.</p>
<p>Yüksekova&#8217;dan 30 kilometre uzakta bulunan ve AKP eski Milletvekili Rüstem Zeydan&#8217;ın köyü olarak bilinen Büyükçiftlik (Xirvate) Beldesi&#8217;ne sabahın erken saatlerinde asker ve özel hareket timlerince baskın düzenlendi. Saat 04.00 sıralarında yüzlerce asker ve özel hareket timinin katıldığı operasyon 6 saat sürerken, çok sayıda ev didik didik arandı. Baskınların ardından aralarında BDP&#8217;li meclis üyeleri, köy muhtarı ve korucularının da olduğu 26 kişi gözaltına alındı.</p>
<p>Gözaltına alınanların isimleri şöyle: Büyükçiftlik Belde Muhtarı korucusu Mecit Güler, BDP Büyükçiftlik Belediye Meclis üyeleri İkram Ceylan, İskender Er, korucular Reşit Güler, Davut Çelik, Salih Çiçek, Ubeyt Onat, Fethi Tatlı, Rıza Yanık, Burhan Yanık ile Caner Yanık, Mustafa İnanç, Caner Zere, Cihan Zere, Levent Tatlı, İkram Zere, Nedali Zere, Nuri Çelik, Sinan Çiçek, Timur Duru, Abdullah Duru, Davut Yanık, Savaş Güler, İsmail İnce, Hamit Güler, Naci Zeydan.</p>
<p>Gözaltı gerekçesi öğrenilemeyen 26 kişi Yüksekova İlçe Jandarma Komutanlığı&#8217;na götürülürken, çok sayıda kişinin de hakkında arama kararı olduğu kaydedildi.</p>
<p>İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin, 2 Mart&#8217;a Yüksekova&#8217;ya yapmak istediği ziyareti esnafın kepenkli protestosu ile karşılaşınca iptal etmiş, Büyükçiftlik Beldesi&#8217;ne geçmişti. Büyükçiftlik Belde sakinlerinden de ilgi görmeyen Şahin, daha sonra ayrılmıştı.</p>
<p>ANF NEWS AGENCY</p>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.sosyalistgazete.com%2Fpolitika%2Fbuyukciftlik-beldesinde-naim-sahin-teroru-26-gozalti&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;font=lucida grande&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sosyalistgazete.com/politika/buyukciftlik-beldesinde-naim-sahin-teroru-26-gozalti/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İşçiler öldükçe sermaye büyüyor</title>
		<link>http://www.sosyalistgazete.com/is-emek/isciler-oldukce-sermaye-buyuyor</link>
		<comments>http://www.sosyalistgazete.com/is-emek/isciler-oldukce-sermaye-buyuyor#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 03 May 2012 08:33:06 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Sosyalist</dc:creator>
				<category><![CDATA[İş - Emek]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sosyalistgazete.com/?p=2748</guid>
		<description><![CDATA[Ankara - Sağlıksız, güvencesiz, düşük ücrete, sendikasız, örgütsüz çalıştırılan milyonlarca işçinin, emekçinin katmerleşen sorunlarını 10 yıllık iktidarı süresince daha da artıran AKP iktidarı, hem yasal düzenlemelerle hem de uyguladığı ekonomik politikalarla sermayenin her talebini güvence altına alıyor. Avrupa&#8217;da ölümlü iş kazaları sıralamasında ilk sırada, dünyada ise üçüncü sırada yer alan Türkiye&#8217;nin Ortaçağ koşullarında işçi ve emekçilerin [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><span><strong><a class="highslide" onclick="return vz.expand(this)" href="http://www.sosyalistgazete.com/wp-content/uploads/2012/05/iscilerrrrrrr.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-2749" title="iscilerrrrrrr" src="http://www.sosyalistgazete.com/wp-content/uploads/2012/05/iscilerrrrrrr-300x138.jpg" alt="" width="300" height="138" /></a>Ankara - </strong></span>Sağlıksız, güvencesiz, düşük ücrete, sendikasız, örgütsüz çalıştırılan milyonlarca işçinin, emekçinin katmerleşen sorunlarını 10 yıllık iktidarı süresince daha da artıran AKP iktidarı, hem yasal düzenlemelerle hem de uyguladığı ekonomik politikalarla sermayenin her talebini güvence altına alıyor. Avrupa&#8217;da ölümlü iş kazaları sıralamasında ilk sırada, dünyada ise üçüncü sırada yer alan Türkiye&#8217;nin Ortaçağ koşullarında işçi ve emekçilerin hayatları da emekleri de &#8220;takdiri ilahi&#8221;ye emanet.</p>
<p>Türkiye&#8217;de sağlıksız iş koşulları, bu koşullardaki güvensiz ve güvencesiz çalıştırılma şartlarından ötürü her yıl yüzlerce işçi hayatını kaybediyor. Bu ise sıradan bir durummuş gibi ele alınıp, söz konusu sorunlar, çözülecek yerde katlanarak işçi kıyımı yaşanmaya devam ediyor. Böylesi bir tabloda her yıl 4-10 Mayıs tarihleri arasında İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Haftası etkinlikleri gerçekleştiriliyor. Hafta boyunca gün yüzünde gezinen bu sorunlara çözüm talep ediliyor.</p>
<p>İşsizlik ve güvencesizliğin yaygınlaştırıldığı, başta eğitim ve sağlık olmak üzere kamu hizmetlerinin sermayeye devredildiği, hemen her sektörde özelleştirmeyle çalışma koşullarındaki güvencesiz ve sağlıksız durum katmerleşerek artıyor. AKP iktidarının ekonomide büyüme, işsizliğin azaldığı söylemlerinin aksine ortada duran tabloda işçi ölümlerinin artışı, düşük ücrete sağlıksız ve güvencesiz koşullarda çalıştırma, çocuk işçi çalıştırılması ve yaşının aşağı seviyelere çekilmesi, kadınların iş kollarında köle gibi çalıştırılması, taşeronlaştırma, özelleştirme eliyle yaratılan sözleşmeli ve süreli çalıştırma uygulamaları, emeklilik yaşının yukarılara çekilmesi gibi bu yıl da yine bir yığın sorun sıkıntı içinde giriliyor işçi sağlığı ve iş güvencesi haftasına.</p>
<p>Türkiye&#8217;de işçiler göçükte kalıyor, tersanede demir levhalar altında eziliyor, çadırlarda yanıyor, barajlarda boğuluyor, patlamalarda ölüyor. Sermaye, işveren, devlet gibi tanımlamaların egemen olduğu sektörlerde işçi sağlığı ve güvenliği önlemlerinin bir maliyet unsuru olarak görülmesi ve güvencesizliğin, taşeronlaştırmanın, örgütsüzleştirmenin bir sonucu olarak işçiler üçer, beşer, onar onar ölüyor. Yanarak, düşerek, elektriğe kapılarak, göçük altında kalarak, çadırlarda yanarak, barajlarda boğularak öldürülüyorlar! Gün geçmiyor ki tersanelerde işçiler patronların azami kâr hırsları uğruna iş cinayetine kurban gitmesin.</p>
<p>Özelleştirme, taşeronlaşma, işçi sağlığı ve güvenliği önlemlerinin alınmaması, kamusal denetimin ve yaptırımın yetersizliği, sendikasızlaştırma, örgütsüzleştirme politikaları ve bütün bunlara piyasaya açılmış işçi sağlığı ve güvenliği alanı eklenince yaşanılan faciaların, yıkımların ardı arkası kesilmiyor. Özellikle metropollerde daha bir yoğun olan güvencesiz iş ortamlarında karın tokluğuna emekleri kadar yaşamları da zayii olan milyonlara ulaşan bir yığını oluşturan işçiler, emekçiler, yasal düzenlemelerle de soluksuz bırakılmaya çalışılıyor.</p>
<p>İŞÇİ SAĞLIĞI VE GÜVENLIĞI ALANI PİYASANIN İNSAFINDA</p>
<p>İşçi sağlığı ve güvenliği sistemi bütünlüklü politikalar ve merkezi bir müdahaleyi gerektirdiği yönünde bir görüş birliği bulunurken, özelleştirme ve taşeronlaşmayla bu bütünlük parçalanırken, etkin bir biçimde piyasanın insafına bırakılmış durumda. Sorunları iyileştirmenin en temel uygulamalarından biri olan etkin denetim mekanizması yok denecek düzeyde. Sendikalar ve ilgili kurumların talepleri ise bu konuda çok açık: &#8220;İşçi sağlığı ve güvenliği alanı piyasaya kesinlikle açılmamalıdır. Hızla, işçi sağlığı ve güvenliği yasal güvence altına alınmalı.&#8221;</p>
<p>İşçi güvenliği ve sağlığı konusunda gerekenleri yapmak yerine daha çok kâr için göz göre göre işçileri ölüme sürükleyen AKP Hükümeti bu ölümlerin birinci derecede sorumlusu. İşçilerin &#8220;iş kazalarıyla&#8221; hayatlarından olması dahi gayet sıradanlaşan ülkedeki bu cinayetlerden sorumlu kişiler ise hiçbir şekilde yargı önüne çıkarılmazken, ölümler, yaralanmalar, sakat kalmalar, sağlıksız ve güvencesiz koşullar nedeniyle zamana yayılan hastalıklarla gelen ölümler işçinin, emekçinin kaderiymişçesine sonu gelmiyor.</p>
<p>ORTAÇAĞ KOŞULLARI</p>
<p>Bu yılın ilk gününde Kırıkkale&#8217;nin Yahşihan ilçesindeki askeri silah mühimmat deposunda gerçekleşen patlamada 4 işçi; Şubat ayının sonunda Adana&#8217;nın Kozan ilçesindeki Gökdere Köprü Barajı Derivasyon Tüneli’nin kapağının patlaması sonucunda 10 işçi hayatını kaybetmişti. Davutpaşa, Tuzla, Bursa, Balıkesir, Zonguldak, Ankara Ostim, Elbistan, Tarsus, İstanbul, Kırıkkale ve Adana’dan sonra ortaya çıkan katliam gibi iş kazalarından sonra güvencesizliğin, denetimsizliğin, örgütsüzlüğün bir sonucu olarak Esenyurt&#8217;ta 200 işçinin çalıştığı bir AVM inşaatının şantiyesinde işçilerinin kaldığı çadırda elektrik kontağından çıktığı sanılan yangında 11 işçi yaşamını yitirdi.</p>
<p>Ölümlü iş kazalarında Avrupa&#8217;da ilk sırada, dünyada ise üçüncü olan Türkiye, maden ocaklarında, tersanelerde, atölyelerde, şantiyelerde, tarımda güvencesiz, sağlıksız, korumasız, ruhsatsız ve denetimsiz işyerlerinde, cinayete dönüşen iş kazalarında hayatları sönen binlerce işçinin ölümlerine karşı önlem almak, denetimleri artırmak yerine, Torba Yasa gibi güvencesizliği ve denetimsizliği artıran yasalar ile koca bir işçi mezarlığına dönüşmüş durumda. Her yıl azımsanmayacak sayıda insan çok rahatlıkla engellenebilecek ve hukuken de engellenmesi zorunlu olan iş kazaları ve meslek hastalıkları sebebiyle yaşamlarını yitirmektedir.</p>
<p>Resmi istatistiklere göre Türkiye’de her yıl ortalama 75 bin iş kazası yaşanırken, her yıl binden fazla işçi yaşamını yitiriyor. Kayıt dışı çalışan işçilerin yaşadıkları iş kazaları istatistiklere hiç girmediği gibi kayıtlı işçilerin geçirdikleri kazaların birçoğu da hasır altı edildiği kamuoyunda deşifre edilen bir durum. AKP iktidarı önlem almak, yasal düzenlemelerle çözüm bulmak yerine Diyanet hutbeleri ile Başbakan Erdoğan’ın “ölüm bu işin kaderinde var” söylemleriyle iş kazalarının meşruiyetini de oluşturmaya çalışması dikkat çekiyor.</p>
<p>Gelişen teknolojik imkanlarla da iş kazalarının yüzde 100’ü önlenebilir durumdayken, AKP hükümeti kayıtdışı, kuralsız, güvencesiz, sağlıksız koşullara sahip işyerlerine yönelik önlem almamamsı durumun vahametini gözler önüne seriyor. Sağlık, güvenlik ve çevreyle ilgili, özerk, demokratik bir işleyişe sahip olan kurumsal bir yapının sosyal taraflarla birlikte oluşturulması ve gerekli tedbirlerin alınması vakit kaybetmeksizin yaşama geçirilmelidir.</p>
<p>ÖRGÜTLENME ORANI DÜŞTÜ</p>
<p>2012 yılı itibariyle SGK verilerine göre işçi sayısı yaklaşık 11 milyon. Sendikalarda örgütlü işçi sayısı yaklaşık 885.000. Toplu sözleşme kapsamındaki işçi sayısı da 580.000. Bu verilere göre Türkiye’de sendikalaşma oranı yüzde 5’lere kadar düşmüş vaziyette. Kamuda örgütlü işçi sayısı belediyeler de dahil olmak üzere yaklaşık 360.000 civarındayken, özel sektörde örgütlenme oranı yüzde 2 oranına kadar gerilemiş durumda.</p>
<p>Örgütlenmeye, sendikal mücadeleye de ancak hükümetin uygulamalarını onaylayan çevrelere hak olarak görülürken, bugüne kadar yüzlerce sendika üyesi, yönetici tutuklandı.</p>
<p>Sendikal hakların dünya genelinde en çok ihlal edildiği ülkelerden biri durumundaki Türkiye&#8217;de yaklaşık 30 yılına damga vuran 12 Eylül yasalarıyla da dünyanın en baskıcı ve yasakçı sendikalar yasası halen yürürlükte. AKP iktidarının yeni düzenlemelerinde de işçiler, emekçiler üzerindeki baskı ve yasakçı zihniyet ürünü yasalar işlevini koruyor. Toplu sözleşme hakkının önündeki barajlar, noter şartları, grev yasakları olan Türkiye, 87 nolu Örgütlenme Özgürlüğü Sözleşmesi’ni 1993 yılında, 98 No&#8217;lu Örgütlenme ve Toplu Pazarlık Hakkı Sözleşmesi’ni 1951 yılında imzalamıştı. İmzalamasına rağmen yasalarla desteklenmeyen ve uygulanmayan sözleşmelerdeki hükümler ise yerine getirilmiyor.</p>
<p>Toplu İş İlişkileri Yasası ise örgütlenmenin önündeki engelleri kaldırmadığı gibi, toplu pazarlık hakkını kısıtlamakta, sendikaları en az mevcut yasalarda olduğu kadar baskı altına almayı, özgürlüklerini kısıtlamayı, tüm faaliyetlerini işveren ve siyasi otoritenin baskı, kontrol ve güdümünde tutmayı hedefliyor. Yasa yeni yasaklar yanında, sendikalar üzerinde siyasi iktidarlara yeni tahakküm ve vesayet imkânı da getiriyor.</p>
<p>Ulusal İstihdam Stratejisi Belgesi ile kazanılmış haklara yönelik Cumhuriyet tarihinin en antidemokratik uygulamayla sermaye kesimlerinin bu alandaki beklentilerinin neredeyse tamamı yer buluyor. Sendikaların, konfederasyonların tepki gösterdiği bu belgede amaçlanan ise kayıt dışı sektörlerdeki kuralsızlığın, sömürünün ve güvencesizliğin, yasal çerçeveye kavuşturularak çalışma yaşamının bütününe yayılması. İşçileri patronların karşısında güçsüz ve örgütsüz kılmak isteniyor.</p>
<p>KADINLAR DÜŞÜK ÜCRETLE DAHA KÖTÜ KOŞULLARDA ÇALIŞIYOR</p>
<p>DTÖ Ticaret Politikalarını Gözden Geçirme Genel Konseyi’ne de sunulan raporda da belirtildiği üzere sunulan rapora göre; kadınlar erkeklere göre daha düşük ücretler alan kadın işçiler özellikle emeğin yoğun olduğu alanlarda çalışıyor. Tarımda ve kayıt dışı istihdamda çalışan kadınlar çok düşük ücretler alıyor ve neredeyse hiçbir soysal güvenlik hakkına sahip değiller. Her dört kadından yalnızca biri resmi iş gücüne dahil.</p>
<p>ÇOCUKLARA DAYATILAN SÖMÜRÜ</p>
<p>Iş Kanunu&#8217;nun 71. maddesine göre 15 yaşını doldurmamış çocukların çalıştırılması yasak. Yine Iş Kanunu&#8217;nun 85. maddesine göre 16 yaşını doldurmamış genç işçiler ve çocuklar ağır ve tehlikeli işlerde çalıştırılamaz. Ancak, daha küçük yaşlardaki çocuklar çeşitli sektörlerde ağır iş koşullarında yasada belirtilen &#8220;bedensel, zihinsel ve ahlaki gelişmelerine ve eğitime devam edenlerin okullarına devamına engel olmayacak hafif işlerde çalıştırılabilirler&#8221; hükmüne rağmen acımasızca emek sömürüsü çarkında hayatları öğütülüyor. Yine çocuk işçilerin yüzde 41&#8242;i yetersiz sosyal güvenlik önlemleriyle tarlalarda çalışıyor. Şehirlerde pek çok çocuk sokaklarda çalışıyor. Insan kaçakçılığı sonucunda fuhuşa, dilenciliğe ve adi suçlara da zorlanıyorlar.</p>
<p>KESK DIKKAT ÇEKMIŞTI</p>
<p>4688 Sayılı Kanun&#8217;da değişiklik yapılmasını öngören ve kamuoyunda “sahte sendika” yasa tasarısı olarak tanımlanan tasarı, TBMM Genel Kurulu&#8217;nda 4 Nisan kabul edilmiş, Cumhurbaşkanının “jet hızıyla” onayladığı yasa değişiklikleri, 11 Nisan 2012 tarihli Resmi Gazete&#8217;de yayımlanmıştı. KESK, değişikliğe tepki göstererek AKP Hükümeti&#8217;nin 4688 sayılı yasada kısmi tadilatlar yaparak, anayasanın 90. Maddesiyle iç hukukun üzerinde olduğu kabul edilen, Türkiye&#8217;nin altında imzası olan uluslararası sözleşmeleri ve evrensel sendikal normları yok saydığını açıklayarak, 10 yıldır sürdürülen “toplu görüşme” oyununun sadece adının değiştirildiğini, içerik olarak toplu görüşmeden bile daha geri bir düzen getirildiğini duyurmuştu.</p>
<p>Bu tablonun tersyüz edilmesi, insani standartlara varan çalışma koşullarının yaratılarak sorunların çözüme kavuşmasını isteyen birçok sendikanın sık sık alanlarda haykırdığı belli başlı ortak talepleri ise şöyle:</p>
<p>* Özellikle sendika kurma ve sendikaya üye olma hakkı ülkemizin taraf olduğu uluslararası sözleşmelere uygun olarak herkese tanınan bir hak olmalıdır.</p>
<p>* Sendikaların farklı işkollarında da örgütlenebilmelerine olanak sağlanmalı, sendikalar arasında gönüllü birleşmelere olanak sağlayıcı düzenlemeler yapılmalıdır.</p>
<p>* ILO’nun mesleklerin ayrımını ve bağlantılarını gösteren ana standardına göre sektörel tanımlamalar yapılmalı, siyasi iktidarca yandaş sendikaları koruyucu düzenlemeler yerine objektif kriterlerle, önceden tanımlanmış esaslara göre işyerlerinin hangi işkollarına gireceğinin belirlendiği bir sistem kurulmalı, idari vesayet kaldırılmalı, bağımsız bir kurul kurulmalıdır.</p>
<p>* Yardımcı hizmetlerde çalışan taşeronların, çırak, stajyer, çağrı üzerine çalışanların, evden çalışanların asıl işteki sendikaya üye olmasının önü açılmalıdır. Taşeron sorunu kalıcı ve işçileri koruyucu bir biçimde çözüme kavuşturmalıdır.</p>
<p>* Sendikalara her türlü dış müdahale biçimleri ortadan kaldırılmalı, faaliyet alanlarına yönelik yasak ve kısıtlamalar sona erdirilmelidir.</p>
<p>* E-devlet kapısı gibi, kimlerin sisteme hangi ölçüde müdahil olabileceğinin anlaşılamayacağı; doğru ve güncel bilgilerin işlenip işlenmediğinin asla kontrol edilemeyeceği; iktidar partisinin siyasi denetimi altındaki bir Bakanlık bürokrasisinin yönetiminde, her an yandaş kayırmacılığına dönüşebilecek bir sistemin adaletine güven duyulmamaktadır. Yetkili sendikanın belirlenmesi artık bağımsız ve özerk bir kuruluş denetiminde olmalıdır.</p>
<p>* ILO’nun 87, 98 ve 135 Sayılı Sözleşmeleri’ne uygun ve işçileri koruyucu sendikal güvenceler getirilmeli, sendikal örgütlenme nedeniyle iş akitlerinin feshinde tazmin mekanizması yerine mutlak işe iade sistemi kurulmalıdır.</p>
<p>* Sendikalara ve sendika yöneticilerine yönelik, siyaset yasakları kaldırılmalıdır.</p>
<p>* Ister işkolu. ister işyeri, isterse işletme düzeyinde toplu iş sözleşmesi yapabilmek için barajları kaldırılmalıdır.</p>
<p>* Toplu iş sözleşmesi için gerekli olan yetki sürecinin, siyasetçi-bürokrat denetiminden çıkarılmasını, TIS yetkisi için gerekli olan veri toplama, işleme ve belge verme yetkisinin bağımsız ve özerk bir kuruma verilmeli.</p>
<p>* “Yüksek Hakem Kurulu” ve “Resmi Arabulucu” sistemi kaldırılmalıdır.</p>
<p>* Sendika özgürlüğü, sendikaların, faaliyetleri için gerekli olan uygulamaları serbestçe yapabilmeleri demektir. Sendika özgürlüğü, sendikaların amaçlarını, idari ve siyasi makamların denetim ve vesayeti olmadan özgür iradeleri ile belirleme ve gerçekleştirme hakkına sahip bulunmaları demektir. Işçi sendikaları yetkisini kaybetme tehdidi olmadan, toplu iş sözleşmesi sürecini başından sonuna, dilediği zamanlamayla, amacını en uygun tarzda gerçekleştirebilecek şekilde serbestçe yürütme hakkına sahip olmalı.</p>
<p>* Hak grevi, dayanışma grevi, siyasi grev ve genel grev gibi grev hakları ile iş yavaşlatma, işyeri işgali, uyarı grevi, verimi düşürme gibi eylem ve grev türlerinin de hak olarak tanınması gerekmektedir. Sendika özgürlüğünün özünü ortadan kaldıran; idari makamlara, hiçbir somut ve objektif kritere dayanmadan grevleri yasaklama, erteleme yetkisi veren; sonra da zorla uzlaşmaya sürükleyen bir yasa, bizim istediğimiz çağdaş, demokratik ve özgürlükçü bir yasa değildir ve asla olmayacaktır.</p>
<p>* ILO özellikle grev yasağı konusunda ana kıstaslar olarak işler bazında devlet otoritesini kullanan devlet memurları ve kelimenin tam anlamıyla hizmetin kesintiye uğraması halinde yaşamı, kişisel güvenliği ve toplumun tamamının veya bir kısmının sağlığını tehlikeye düşürebilecek temel hizmetlerde grevin yasaklanabileceğini belirtmektedir. Bu hizmetler ve işlerin dışındaki hiçbir grev yasaklaması kabul edilemez.</p>
<p>* “Genel sağlığı ve ulusal güvenliği bozucu nitelikte” gibi muğlak, son derece geniş çerçevede yorumlanabilecek ve objektif kriterler yerine, idari makamların keyfine ve inisiyatifine kalmış gerekçelerle grevlerin yasaklanmasına; başlamış ya da başlamamış bir grevin ertelenebilmesine imkan tanıyan düzenlemeler kaldırılmalı ve ILO normlarına uygun düzenlemeler yapılmalıdır.</p>
<p>* Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu özgürlükçü bir biçimde yeniden düzenlenmelidir.</p>
<p>ANF NEWS AGENCY</p>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.sosyalistgazete.com%2Fis-emek%2Fisciler-oldukce-sermaye-buyuyor&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;font=lucida grande&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sosyalistgazete.com/is-emek/isciler-oldukce-sermaye-buyuyor/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Basın özgürlüğü tüm dünyada tehdit altında</title>
		<link>http://www.sosyalistgazete.com/haberler/basin-ozgurlugu-tum-dunyada-tehdit-altinda</link>
		<comments>http://www.sosyalistgazete.com/haberler/basin-ozgurlugu-tum-dunyada-tehdit-altinda#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 02 May 2012 13:22:24 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Sosyalist</dc:creator>
				<category><![CDATA[Haberler]]></category>
		<category><![CDATA[özgür gündem diha]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sosyalistgazete.com/?p=2745</guid>
		<description><![CDATA[Haber Merkezi - Bağımsız ve çoğulcu medyayı desteklemek için 1993 yılından beri Dünya Basın Özgürlüğü Günü kutlanıyor. Ancak gazeteciler iktidarlar ve silahlı grupların hedefi olmaya devam ediyor. Basın özgürlüğü başta Türkiye olmak onlarca ülkede tehdit altında. DÜNYA BASIN ÖZGÜRLÜĞÜ 1993’TE İLAN EDİLDİ Dünya Basın Özgürlüğü günü, 1991’de bağımsız ve çoğulcu bir Afrika basınının gelişmesi üzerine yapılan [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><span><strong><a class="highslide" onclick="return vz.expand(this)" href="http://www.sosyalistgazete.com/wp-content/uploads/2012/05/ozgurbasinn.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-2746" title="ozgurbasinn" src="http://www.sosyalistgazete.com/wp-content/uploads/2012/05/ozgurbasinn-300x136.jpg" alt="" width="300" height="136" /></a>Haber Merkezi - </strong></span>Bağımsız ve çoğulcu medyayı desteklemek için 1993 yılından beri Dünya Basın Özgürlüğü Günü kutlanıyor. Ancak gazeteciler iktidarlar ve silahlı grupların hedefi olmaya devam ediyor. Basın özgürlüğü başta Türkiye olmak onlarca ülkede tehdit altında.</p>
<p>DÜNYA BASIN ÖZGÜRLÜĞÜ 1993’TE İLAN EDİLDİ</p>
<p>Dünya Basın Özgürlüğü günü, 1991’de bağımsız ve çoğulcu bir Afrika basınının gelişmesi üzerine yapılan bir seminerin ardından Aralık 1993’te BM Genel Kurulu tarafından ilan edildi. 1991’de Namibya’nın Windhoek kentinde yapılan bu toplantının sonucu olarak bağımsız ve çoğulcu medyanın teşviki için Windhoek Deklarasyonu kabul edilmişti. Dünya Basın Özgürlüğü de 1993’den bu yana her yıl, sözkonusu deklarasyonun kabul edildiği 3 Mayıs’ta kutlanıyor.</p>
<p>Her ne kadar 19 yıldır kutlanıyor olsa da basın özgürlüğü, BM tarihinde daha eskilere dayanıyor. 1948 tarihinde kabul edilen Evrensel İnsan Hakları Deklarasyonu’nda “Herkesin kanaat ve ifade özgürlüğüne hakkı vardır; bu hak, müdahale olmaksızın kanaat taşıma ve herhangi bir yoldan ve ülke sınırlarını gözetmeksizin bilgi ve fikirlere ulaşmaya çalışma, onları edinme ve yayma serbestliğini de kapsar” maddesi yer alıyor.</p>
<p>BM VE UNESCO’DAN 3 MAYIS MESAJI</p>
<p>BM Genel Sekreteri, BM İnsan Hakları Yüksek Komiseri ve UNESCO Genel Müdiresi, 3 Mayıs’a ilişkin yaptığı ortak yazılı açıklamada, “İfade özgürlüğü en değerli haklarımızdan birisidir. Tüm diğer özgürlüklerin temelidir ve insan onurunun temellerinden birini oluşturuyor. Özgür çoğulcu ve bağımsız medya, bu özgürlüğün kullanımında zorunludur” dedi.</p>
<p>Açıklamada, “Medya özgürlüğü dünyanın her yerinde sert bir sınava tabi tutulmuş. UNESCO geçen yıl mesleklerinden dolayı 62 gazeteci cinayetini kınadı. Bu gazetecilerin unutulmaması ve bu suçların cezasız kalmaması gerekiyor” ifadeleri yer aldı.</p>
<p>Bilginin aşırı bolluğu karşısında özellikle gençlere eleştirel bir bakış kazanması için yardım etmek gerektiğini vurgulayan BM ve UNESCO, “Dünya Basın Özgürlüğü Günü, medya özgürlüğü lehine verilen mücadeleye dikkatleri çekme fırsatı sunuyor” diye ekledi.</p>
<p>2012’DE 21 GAZETECİ ÖLDÜRÜLDÜ</p>
<p>Evrensel İnsan Hakları Deklarasyonu’nun ilanından 64 yıl sonra gazeteciler medya halen bağımsızlık mücadelesi veriyor. Ancak bunun bedelini de ağır bir şekilde ödüyorlar.</p>
<p>Gazetecileri Koruma Komitesi (CPJ) 3 Mayıs Dünya Basın Özgürlüğü vesilesiyle, dünyada basına en çok sansür uygulayan ülkeler listesini yayınladı. Buna göre dünyada basına en çok sansürün uygulandığı ülkeler sırasıyla şöyle: Eritre, Kuzey Kore, Suriye, İran, Ekvator Ginesi, Özbekistan, Burma, Suudi Arabistan, Küba, Beyaz Rusya.</p>
<p>Merkezi Paris’te bulunan Sınır Tanımayan Gazeteciler Örgütü RSF’ye göre 2012 yılının başından bu yana dünya genelinde 21 gazeteci öldürüldü, 161 gazeteci ve 121 net vatandaşı hapse atıldı. En fazla gazeteci ölümleri Suriye (4) ve Somali’de (4) yaşandı. RSF listesine göre Türkiye’de sadece 6 gazeteci hapsedildi. Bunlar şöyle sıralanmış: Ragıp Zarakolu, Nedim Şener, Ahmet Şık, Ozan Kılınç, Bedri Adanır ve Vedat Kurşun.</p>
<p>RSF’ye göre ayrıca yüzde 16’lık artışla 2011’de 66 gazeteci öldürülürken, 1044 gazeteci gözaltına alındı, 1959’u saldırıya uğradı veya tehdit edildi, 499 medya sansürlendi, 71 gazeteci alıkonuldu, 73 gazeteci ülkesinden kaçtı, 5 net-vatandaşı öldürüldü, 199 blogcu ve net vatandaşı gözaltına alındı, 62 blogcu ve net vatandaşı saldırıya uğradı, 68 ülkede internet sansürünün bir biçimi uygulandı.</p>
<p>TÜRKİYE, GAZETECİLER AÇISINDAN DÜNYANIN EN BÜYÜK CEZAEVİ</p>
<p>Basın ve ifade özgürlüğünü savunan uluslararası örgütler tarafından görülmek istenmese de Türkiye, tutuklu gazeteciler açısından dünyanın en büyük cezaevi durumunda. Tutuklu Gazetecilerle Dayanışma Platformu’na göre 30 Nisan 2012 itibariyle 19’u imtiyaz sahibi ve yazı işleri müdürü olmak üzere 91 gazeteci Türkiye cezaevlerinde bulunuyor.</p>
<p>91 GAZETECİ TUTUKLU</p>
<p>Tutuklu gazetecilerin çoğunluğu Kürtlerden oluşuyor. Platformun yayınladığı isim listesine göre, bunların 25’di DİHA muhabiri, 16’sı Azadiya Welat gazetecisi ve 10’u da Özgür Gündem gazetecisi olarak dikkat çekiyor. Ayrıca en az 2 gazeteci de ANF’ye çalıştıkları gerekçesiyle tutuklular arasında bulunuyor.</p>
<p>22 BİN 601 KİTABA YASAK</p>
<p>İHD’nin Nisan ayında yayınladığı raporuna göre 2011 yılında düşünce ve ifade özgürlüğü alanında önceki yıllara göre artan oranda ihlaller yaşandı. İHD, “Sadece bir yılda 6 bin 504 site erişime engellendi. Bu ifade özgürlüğünde ciddi bir problem” dedi. Raporda yer alan Adalet Bakanlığı verilerine göre, 2010 yılında 11 bin 462 kişiye karşı dava açılırken, bu oran 2009’da 8 bin 251, 2008’de 3 bin 778 ve 2007’e 3 bin 294 olarak kayda geçmişti. Bunlar düşüncelerini ifade ettiklerinden dolayı “Terör örgütünün propagandasını” yapmakla suçlanıyorlar.</p>
<p>Yine CHP’li bir vekilin soru önergesine yanıt veren İçişleri Bakanlığı, 1952 yılından bu yana 22 bin 601 kitabın yasaklandığını ve bunlardan sadece 529 hakkında toplatma kararının kaldırıldığını bildirdi.</p>
<p>7 GAZETE 11 KEZ KAPATILDI</p>
<p>Ayrıca Bianet’in 2011 Medya Gözlem Raporu’na göre 7 gazete toplam 11 kez, 9 dergi ise toplam 16 kez toplatıldı. 9 afiş, 2 pankart, 3 kitap ve yasaklandı veya toplatıldı, 1 kitap hakkında inceleme başlatıldı. 33 televizyona toplam 41 kez, 1 radyoya toplam 3 kez uyarı cezası verildi. RTÜK 2011 yılında 20’si radyo, 480 TV kanalı olmak üzere 89 TL para cezası, 383 uyarı, 27 program durdurma ve 1 tebliğ cezası verdi.</p>
<p>İHD, 2011’de 1 dergi bürosu, 10 gazete temsilciliği, 1 gazete genel merkezi, 3 Tv Kanalı ve 1 Kitap, toplam 16 gazete ve yayın organının baskına uğradığını bildirdi.</p>
<p>ANF NEWS AGENCY</p>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.sosyalistgazete.com%2Fhaberler%2Fbasin-ozgurlugu-tum-dunyada-tehdit-altinda&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;font=lucida grande&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sosyalistgazete.com/haberler/basin-ozgurlugu-tum-dunyada-tehdit-altinda/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>&#8216;Kürt ve Kürdistanlı kadınlar birleşin!&#8217;</title>
		<link>http://www.sosyalistgazete.com/politika/kurt-ve-kurdistanli-kadinlar-birlesin</link>
		<comments>http://www.sosyalistgazete.com/politika/kurt-ve-kurdistanli-kadinlar-birlesin#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 02 May 2012 11:21:55 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Sosyalist</dc:creator>
				<category><![CDATA[Politika]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sosyalistgazete.com/?p=2742</guid>
		<description><![CDATA[Brüksel - Kürt kadınları Diyarbakır’dan sonra ikincisi Hewler’de yapılacak olan Kürt ve Kürdistan kadınları konferansına hazırlanıyor. “Kürt ve Kürdistanlı kadınlar birleşin!” çağrısı yapan KNK Kadın Komisyonu, konferansa yönelik öneri taslağı yayınladı. Komisyon, Kürdistan’da hiçbir kararın kadın iradesi katılmadan alınmaması gerektiğini vurguluyor. Dört parçadaki Kürtlerin birbirlerine yakınlaşması ve ortak irade oluşturmasının en önemli somut adımlarından biri olan [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><span><strong><a class="highslide" onclick="return vz.expand(this)" href="http://www.sosyalistgazete.com/wp-content/uploads/2012/05/kadinlarimiz.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-2743" title="TURKEY-ISTANBUL-WORLD-WOMEN'S DAY" src="http://www.sosyalistgazete.com/wp-content/uploads/2012/05/kadinlarimiz-300x145.jpg" alt="" width="300" height="145" /></a>Brüksel - </strong></span>Kürt kadınları Diyarbakır’dan sonra ikincisi Hewler’de yapılacak olan Kürt ve Kürdistan kadınları konferansına hazırlanıyor. “Kürt ve Kürdistanlı kadınlar birleşin!” çağrısı yapan KNK Kadın Komisyonu, konferansa yönelik öneri taslağı yayınladı. Komisyon, Kürdistan’da hiçbir kararın kadın iradesi katılmadan alınmaması gerektiğini vurguluyor.</p>
<p>Dört parçadaki Kürtlerin birbirlerine yakınlaşması ve ortak irade oluşturmasının en önemli somut adımlarından biri olan kadın konferansının ilki Nisan 2010’da Diyarbakır’da yapıldı. Kadınlar bu kez ikinci ulusal konferansın hazırlığını yapıyor. 22 Mayıs’ta Federal Kürdistan Bölgesi’nin başkenti Hewler’de yapılacak konferansa, tüm Kürt partileri ve farklı eğilimlerden Kürt kadınları, aktivistler ve diğer halklardan kadın temsilcilerin katılması bekleniyor.</p>
<p>KNK Kadın Komisyonu da bu konferansı tarihi Kürt ulusal birliği projesinin parçası olarak görüyor ve bu nedenle tüm Kürt ve Kürdistanlı kadınları öneri ve görüşleri ile bu projeye katılmaya çağırıyor.</p>
<p>Konferans öncesi “Ulusal Birlik Prensip Belgesi” yayınlayan KNK Kadın Komisyon, Kürdistan’a ilişkin alınan tüm kararlara kadın iradesinin ortak edilmesi gerektiğini vurgularken, “Tüm Kürdistanlı kadınlar etnik ve dinsel ayırım gözetmeksizin birleşmeli ve dünya kadınlarıyla geniş bir dayanışma sağlamalıdır” önerisini yapıyor.</p>
<p>Kadın Komisyonu’nun öneri taslağı şöyle:</p>
<p><strong>Kadın Ulusal Kimliğin Yaratıcı Gücüdür</strong></p>
<p>Bugünkü Kürdistan’nın tarihsel merkezi olan yukarı mezopotamya insanlığın beşiği olarak evrensel tarihe mal olmuştur. Sınırsız ve hesapsız bir emekle Mezopotamya topraklarını işleten kadınlar insan toplumsallaşmasının doğuşuna da öncülük etmiştir. Ana eksenli proto Kürtler toplumsal bilincin yaratıldığı neolitik çağın eşitlikçi yapısının güçlü etkisinden dolayı, başkalarını egemenlik altına almadıkları ve sömürgeleştirmedikleri gibi, her dönemin sömürgeci güçlerinin egemenliği altında yaşamayıda reddetmişlerdir. Bu nedenle diğer toplumlara oranla Kürt kadınları tarihte daha belirgin bir rol oynamıştır. Tarihin ilerleyen aşamalarında Kürdistan her ne kadar böldürülüp farklı iktidar odaklarının boyunduruğu altına alınmış olsa da Kürt kadını, özünde bulunan yurtseverliği ve direnişçiliğini korumasını bilmiştir. Dolayısıyla günümüze kadar Kürt toplumunun tarihsel kimlik şekillenmesinde özgürlük en kutsal amaç olmuştur. Kürdistan’da özgürlük ve özgür yaşam kültürü tarihsel bir gerçeklik olarak kadın-anayla eşdeğer görülmüştür.</p>
<p><strong>Özgürlük İsyanlarında Kadın</strong></p>
<p>Kürdistan tarihindeki sayısız isyana Kürt ve Kürdistanlı kadınlar ‘’tarihin isimsiz kahramanları’’ olarak büyük bir direnişle katılmışlardır. Birçok kadın ise halkımızın tarih boyunca varolma mücadelesine öncülük düzeyinde katılarak, özgür yaşam ısrarından vazgeçmemiştir. Koçgirili Zarife, Ağrı isyanında Yaşar Hanım, Dersim isyanında Bese, Mahabad’ta Mina Hanım’dan Kerküklü Leyla Qasima ve yine Kürdistan’ın güneyinden Asuri savaşçı kadın Margaret Şelo’dan, Êzîdîlerin birleşmesinde ve korunmasında büyük rol oynayan Meya Xatun’a kadar Kürt ve Kürdistanlı kadınlar ortak payda olan özgürlük için canlarını feda etmişlerdir. Her türden gericiliğe karşı Kürt kadının direnişinin zirvesini Beritan (Gülnaz Karataş) sürdürerek, teslimiyete karşı durmasını bilmiştir. Zilan (Zeynep Kınacı) kendi şahsında Kürt kadının özgürlük tutkusunu bedenini silah yaparak Kürt halkına zulüm uygulayan güçlerin hafızasında silinmeyecek direnişi sergilemesini bilmiştir. Zekiye Alkan bedenini ateşe vererek Newroz’un özgürlük meşalesi olmuştur. Şirin Elemhuli yıllarca işkence ve barbarlığa karşı hayatın son nefesine kadar teslimeyetti reddederek kadın ve Kürt ve de insanlık düşmanı İran Ayetullahlar rejimine karşı direnmiştir.</p>
<p><strong>Savaşlarda En Ağır Yük Kadınların Sırtında</strong></p>
<p>Ortadoğu’nun kalbi olan, yeraltı ve yerüstü zenginliklerinden dolayı büyük sömürgeci güçlerin her daim iştahını kabartan Kürdistan, tarih boyunca savaşların ve her türlü sömürgeciliğin alanı haline getirilmiştir. Bu savaşların tahribatından en fazla etkilenen yine Kürt ve Kürdistanlı kadınlar olmuştur. Sömürgecilerin ağır şiddet ve zoru karşısında sömürgecilerin eline savaş ganimeti olarak geçmemek için binlerce Kürt kadını kendini uçurumlardan aşağıya atmış, teslim olmaktansa onurlu ölmeyi tercih etmiştir. Dolayısıyla Kürt kadını Kürdistan’a dayatılan sömürgecliğe karşı hem direnmiş, hem de Kürt erkeğine en büyük lojistik desteği sağlayarak savaşımda yine en ağır bedeli ödemiştir.</p>
<p><strong>Kürt ve Kürdistanlı Kadınlar Katmerli Zora Karşı Boyun Eğmedi</strong></p>
<p>Kürdistan kadını vahşete dönüşen bu yaşamda en dibe savrularak görünmez kılınmak istenmiştir. Bir taraftan faşist ve ırkçı sistemin uygulamaları, diğer yandan ataerkil zihniyetin, geri geleneklerin baskı ve şiddeti kadını tamamen bir cendere içine almıştır.</p>
<p>Kürdistan’da sayısız kadın erkeğin mülkiyeti olmayı ifade eden gerici namus kültüründen dolayı katledilmiştir. Toplumun bu derin yarası ne yazık ki hala devam etmektedir. Berdellik, başlık parası, sünnet, çok eşlilik, erken yaşta ve de zoraki evlilikler, namus ve töre adına işlenen kadın cinayetleri asrın yüz karası olarak devam etmektedir. Bu insanlık dışı gidişata kadın boyun eğmedi, eğmemeli, eğmeyecektir.</p>
<p><strong>Kürdistan Ulusal Birliğinin Demokratik Karekteri Ancak Kadınların Özgür İradesiyle Mümkündür</strong></p>
<p>KCK Önderi Abdullah Öcalan “Kürdistan Demokrasisinin teminatı ve öncü gücü kadınlardır” tespitini yaşamsallaştırmak için bugüne dek eşsiz bir emek ve çabayla Kürdistan’da kadın özgürlüğünün toplumsal bir ölçü olmasını sağlamıştır. Bu insani dayanışmanın etkisiyle Kürt ve Kürdistanlı kadınlar, bugün toplumdan siyasete, sanattan medyaya kadar özgür kimliğiyle 21. Yüzyılın Kürdistan’ında çağdaş ve öncü bir yer edinmiştir. Kürdistan’ın dört parçası ve diasporada bugün Kürt ve Kürdistanlı kadınlar yaşam içerisinde demokrasi için, cinsiyetçiliğin aşılması uğruna toplumun eleştiri, sorgulama ve çözümleyici gücü olmuşlardır. O nedenle özgür Kürdistan ancak özgür kadınlarla mümkündür. Kürt ve Kürdistanlı kadınlar siyasal bakışları ne olursa olsun Kürdistan’da bugün gelişen özgürlük bilincinde, Kürdistan özgürlük savaşımının ideolojik, politik ve örgütsel gücünün toplam emeğinin olduğunu görerek özgürlük savaşımını sahipleniyor ve özgürlük savaşımını bu bilinçle sürdürüyor.</p>
<p><strong>Ulusal Birlikte Tüm Kimliklerin Özgürlüğü ve Dayanışması Esastır</strong></p>
<p>Halkların mozaiği olan Kürdistan’da Kürtlerin yanısıra Asuri-Suryani-Kildani, Ermeni, Arap, Türk, Türkmen, Azeri, Fars ve Çingene-Romanların yanısıra Alevi, Ezidi, Hristiyan, Yahudi ve diğer inançların da özgürlük istemi var. Bu bakımdan Kürt kadınları özgürlük direnişlerinde bu halklar ve inançlara mensup olanlarla dayanışma, karşılıklı saygı esasına dayalı ortak mücadeleyi benimser. Sözkonusu kimlikleri taşıyan kadınlarla ortak örgütlenmelere gider, bunların Kürdistan Ulusal Birlik Çalışmalarına katılımlarını demokrasinin bir gereği görür.</p>
<p><strong>Kürdistan’ın özgürlüğünde Kürt ve Kürdistanlı Kadınlarının Rolü</strong></p>
<p>Özgür Kürdistan’ın inşasında Kürt ve Kürdistanlı kadınların toplumsal demokrasiyi kurma sorumluluk ve görevleri nedeniyle, parçalar arası daha güçlü bir diyalog ve ortak çalışma bilinci ve örgütlenme ağlarını geliştirmeleri yaşamsal önemdedir. Bu amaçla toplum, siyaset, ekonomi, eğitim, sağlık, çevre ve barış alanlarında ortak bir perspektif geliştirmeleri zorunludur. Kürt dilinin asıl koruyucu ve taşıyıcıları olarak kadınların Kürtçenin tüm lehçelerinin gelişimi ve günlük yaşamda sözlü ve yazılı olarak kullanımı için özel bir mücadele yürütmeleri gerekir.</p>
<p><strong>Kürt ve Kürdistan Siyasetinin Kadın Karşısındaki Sorumluluğu</strong></p>
<p>Tarihten günümüze kadar Kürt kadınları Kürt halkının tüm ulusal değerlerine, kültürüne, diline sahip çıkmış ve bunları sömürgeci güçlerin tüm zor aygıtlarına karşı koruyarak, yok olmaktan kurtarmıştır. Kürt kadınları sömürgeci güçlere karşı ulusal değerleri korumak için mücadele verdiği kadar, Kürt erkeğinin egemenlikçi zulmüne karşı da direnmiş ve mücadele etmiştir. Kadın ve Kürt kimliği için kat be kat savaşan Kürt kadınları bugün ulaştıkları düzeyle yaşamın her alanına (siyaset, toplum, kültür, sanat, medya, ekonomi vb.) aktif olarak katılmaktadır. Toplum adına meclislerde, belediyelerde, bütün alanlarda politika yapan Kürt kadınları tarihin şafağında olduğu gibi şimdide toplumun temel değişim dinamiği haline gelmiştir. Dolayısıyla Kürt kadınlarının var olma mücadelesi insanlığın ilk özünün var olma mücadelesidir. Kürt ve Kürdistan politik gücünün, Kürt ve Kürdistan kadınının geldiği bu ileri aşamayı görerek yeniden yapılanması bir gerekliliktir.</p>
<p><strong>Kürdistan’daki yaşamda öncü kadın </strong></p>
<p>Her toplumda olduğu gibi, Kürdistan’da da toplumun öznesi kadındır. Kürt ve Kürdistan toplumunun dinsel inanışından kültürüne, ahlakından yaşamın diğer boyutlarıyla ilgili anlayışına kadar birçok hususta çok önemli bir konuma sahiptir. Toplumun bugününü ve geleceğini şekillendirmektedir. Aileden başlayarak toplumdaki değişimler, ‘ana-kadın’ ekseninde süreklilik kazanabilir. Kürt kadınları, Kürdistanlı kadınlar, tarihsel süreç içinde bu misyonlarıyla hep var oldular. Toplumun vazgeçilmez bir parçası olan kadınlar; cesaret ve fedakârlıklarıyla toplumu ayakta tutan en önemli unsurdurlar. Toplumu zaferlere götüren yolların sağlam taşlarının döşenmesinde onların yüksek emeği vardır. Asi Kürt kadınları, inat, sabır ve kararlılıkla iradesini geliştirmiş, direncini arttırmış, direnişini yükseltmiştir. Zorluklar, baskılar, tecavüzler, işkenceler, katliamlar karşısında yılmamış, her türden baskı ve şiddete meydan okuyarak özgürleşmede yüksek bir düzeyi yakalamıştır.</p>
<p>Kürt ve Kürdistan kadını nasılki binyıllar öncesinde özgür yaşam sistemini inşa eden başat güç idiyse, bugünün modern sürecinde de bu gerçekliği ifade ediyor. Kürdistan’da yaşam özgürlük bilincine kavuşmuş kadınlar olmaksızın mümkün değildir. Bundan hareketle, kadınlar olarak Ulusal Birlik Çalışmalarını stratejik önemde ele alan tüm Kürdistan’lı siyasi partilere, sivil toplum örgütlerine, dini birliklere bu gerçekliği görerek şu çağrıda bulunuyoruz:</p>
<p>1. Kürdistan’da hiçbir karar kadın iradesi katılmadan alınmamalıdır,</p>
<p>2. Kürdistan’ın genel politik ve sivil demokratik güçlerinin pratiği, tüm Kürdistan kadınlarının genel özgürlük istem ve çıkarlarına ters düşmemelidir,</p>
<p>3. Ulusal Birlik çalışmalarında kadının demokratik temsili esas alınmalıdır,</p>
<p>4. Ulusal Birliğe stratejik önemde yaklaşan tüm Kürt ve Kürdistan güçlerinin öncelikle bulundukları Kürdistan parçalarında ve diasporada; kadına karşı uygulanan tüm gerilik ve ayrımcılıklara karşı mücadele etmeyi stratejik ve toplumsal bir görev olarak ele almalıdır: Bunun için çok eşli evlilik, berdellik, kadınların küçük yaşta evlendirilmesi, zoraki evlendirme, kadın sünneti ve başlık parası suç sayılıp buna karşı mücadele edilmelidir ve yine kadına karşı uygulanan ekonomik ayrımcılığa ve buna bağlı olarak eşit mirastan mahrum edilmesine son verilmelidir,</p>
<p>5. Tüm siyasi ve sivil toplum güçleri, namus, gelenek ve töre adı altında yaşanan kadın cinayetlerini meşrulaştıran anlayış, yaklaşım ve eylemleri suç saymalıdır,</p>
<p>6. Kürdistan Ulusal Kadın Konferansı çalışmalarının önünü kesen dar yaklaşımlar aşılmalı ve süreç hızlandırılarak konferansın gerçekleşmesi sağlanmalıdır,</p>
<p>7. Başta aktif kadın dayanışmacısı KCK Önderi Abdullah Öcalan olmak üzere tüm parçalardaki siyasi tutsakların serbest bırakılması için etkin bir mücadele yürütülmelidir,</p>
<p>8. Tüm Kürdistanlı kadınlar etnik ve dinsel ayırım gözetmeksizin birleşmeli ve dünya kadınlarıyla geniş bir dayanışma sağlamalıdır,</p>
<p>9. Kürt ve Kürdistanlı kadınlar, yurttaşı oldukları Kürdistan’da tüm ülkesel güçlerin demokratik birlik ve dayanışmasını temsil edecek Kürdistan Ulusal Birlik Konferansının toplanması için aktif çaba içinde olmalıdır,</p>
<p>10. Kürt ve Kürdistanlı kadınlar, Kürtçe ve diğer anadillere karşı uygulanan asimilasyona karşı etkin tavır almalı, çocuklarıyla kendi ana ve ulusal dilleriyle konuşarak sömürgeci devletlerin sürdürdüğü asimilasyonu boşa çıkarmalıdır.</p>
<p>ANF NEWS AGENCY</p>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.sosyalistgazete.com%2Fpolitika%2Fkurt-ve-kurdistanli-kadinlar-birlesin&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;font=lucida grande&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sosyalistgazete.com/politika/kurt-ve-kurdistanli-kadinlar-birlesin/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Dört ayda 238, dokuz yılda 10 bin 300 işçi hayatını kaybetti</title>
		<link>http://www.sosyalistgazete.com/is-emek/dort-ayda-238-dokuz-yilda-10-bin-300-isci-hayatini-kaybetti</link>
		<comments>http://www.sosyalistgazete.com/is-emek/dort-ayda-238-dokuz-yilda-10-bin-300-isci-hayatini-kaybetti#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 28 Apr 2012 07:33:44 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Sosyalist</dc:creator>
				<category><![CDATA[İş - Emek]]></category>
		<category><![CDATA[maden işçileri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sosyalistgazete.com/?p=2739</guid>
		<description><![CDATA[Ankara - Mersin Milletvekili Ertuğrul Kürkçü, son zamanlarda artan işçi ölümlerinin araştırılması ve tedbir alınması amacıyla Meclis Araştırması istedi. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nın verilerine göre yılın başından bu yana en az 238 işçi iş kazaları sonucu yaşamını yitirdi. 26 Nisan günü Ümraniye’de bir oto sanayi sitesinde meydana gelen patlamada iki işçinin daha hayatını kaybetmesi ve [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><span><strong><a class="highslide" onclick="return vz.expand(this)" href="http://www.sosyalistgazete.com/wp-content/uploads/2012/04/MadenIscileri.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-2740" title="MadenIscileri" src="http://www.sosyalistgazete.com/wp-content/uploads/2012/04/MadenIscileri-300x218.jpg" alt="" width="300" height="218" /></a>Ankara - </strong></span>Mersin Milletvekili Ertuğrul Kürkçü, son zamanlarda artan işçi ölümlerinin araştırılması ve tedbir alınması amacıyla Meclis Araştırması istedi. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nın verilerine göre yılın başından bu yana en az 238 işçi iş kazaları sonucu yaşamını yitirdi.</p>
<p>26 Nisan günü Ümraniye’de bir oto sanayi sitesinde meydana gelen patlamada iki işçinin daha hayatını kaybetmesi ve 5’inin de yaralanması ardından Milletvekili Kürkçü verdiği önergede Anayasa’nın 98. ve İçtüzüğün 104 ve 105. maddeleri gereğince Meclis Araştırması açılmasını istedi.</p>
<p>Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nın verilerine göre Ocak ayında 62, Şubat ayında 42, Mart ayında 59 ve Nisan ayının ilk 26 günündeki iş kazalarında ise 75 işçi hayatını kaybetti. Bakanlığa göre 2002 ile 2011 arasındaki 9 yılda 10 bin 297 işçi hayatını kaybetti.</p>
<p>9 YILDA 10 BİN 300’YE YAKIN İŞÇİ ÖLDÜ</p>
<p>Kürçü’nün verdiği önergenin gerekçesi şöyle: “İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi&#8217;nin raporuna göre, Ocak ayında 62, şubat ayında 42 mart ayında 59 işçi iş kazalarında hayatını kaybetti. Güvencesiz çalışma nedeniyle, tersanelerde 147. işçi ölümü gerçekleşti. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanının açıkladığı veriler dikkate alındığında 2002-2011 arasında iş kazalarında ölen işçilerin sayısı toplam 10.297.</p>
<p>İşçi ölümlerinin altında yatan neden, sağlıklı ve güvenli çalışmanın bir “maliyet” olarak görülmesidir. Sermaye bu yüzden “işçi sağlığı” yerine “iş sağlığı” kavramını kullanıyor. Yani işçilerin değil işin sağlığı, işletmenin verimliliği ön planda tutuluyor. AKP iktidarı da işçilerin can güvenliğini sağlayacak düzenleme ve denetimleri yerine getireceğine; küresel rekabeti yani işletmelerin kârlılığını gerekçe göstererek emekçileri koruyan mevcut düzenlemeleri dahi ortadan kaldırıyor ve denetim görevini gerektiği gibi yerine getirmiyor. Siyasal iktidar işçi ölümlerini “kader”, “vadeleri dolmuş”, “ölüm bu işin doğasında” diye değerlendiriyor. Oysa tüm iş kazaları ve meslek hastalıkları önlenebilir.</p>
<p>Her köşe başında, inşaat çadırında, baraj gölünde, maden ocağında, tersanede, çağrı merkezinde, hastanede, plaza ofisinde, dershanede kendilerini bekleyen cinayetlere karşı önlem alınmasını bekleyen işçiler için en önemli mesele son yıllarda yaygın bir uygulama haline gelen taşeronlaştırma, güvencesiz çalıştırma, iş güvenliğinin yeterince alınmaması ve sendikasızlaştırma operasyonlarıdır.</p>
<p>DÜŞÜK ÜCRET VE UZUN ÇALIŞMA SAATLERİ</p>
<p>Yaygın ve ölümcül sorunların kaynağı, küresel kapitalist sistemin üretim süreçlerinde esnek ve güvencesiz istihdam ve çalışma biçimlerinin başat hale gelmesidir. Daha fazla kar için, daha uzun çalışma saatleri ve daha düşük işçi maliyetleri insanların insanca yaşam koşullarının göz ardı edilmesidir.</p>
<p>Düşük ücretler, 13-14 saate varan uzun çalışma koşulları, sosyal güvenlikten yoksun olma, sağlıksız ve güvenli olmayan çalışma ortamı 10 milyonun üzerinde çalışanı çepeçevre sarmış durumdadır. Ülkenin üretken emeği, rekabette avantaj sağlanması ve hızlı birikim yaratılması politikalarına kurban edilmektedir.</p>
<p>İNSAN HAYATI SADECE İSTATİSTİK DEĞİLDİR</p>
<p>İnsan hayatı sadece istatistik değildir, insan hayatından değerli herhangi bir şey yoktur. Elbette işçilerin sağlığının korunması görevi işverenlere aittir, ama bu konuda düzenleme ve denetim yapma, ceza uygulama, gerektiğinde işyerini kapatma yükümlülüğü Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı‘na aittir. Bakanlık bu konudaki görevlerini yerine getirmeyip, bu alanda her türlü görevi üstlenmeye hazır sendikaları ve meslek odalarını saf dışı etmenin peşinde.</p>
<p>MERHAMET DEĞİL ADELET İSTİYORLAR</p>
<p>Türkiye’nin büyüyen sektörleri olan sırasıyla inşaat, maden, enerji ve hizmet sektörü en fazla can kaybının da yaşandığı sektörler. Yaralanmalara baktığımızda da yine inşaat, tekstil, hizmet, gıda, metal, maden, gemi inşa ve enerji sektörlerini görüyoruz. Bir yandan teşvik kapsamına alınan sanayilerin yine bu sektörlerde yoğunlaştığı da açık. Hükümetin teşvik verdiği bölge ve sektörlerde üretimin artması beklenen bir durum. Ancak bu sürecin daha fazla iş kazalarına yol açmaması için var olan tüzük ve yönetmeliklerin harfi harfine uygulanması ve daha önce gerçekleşen iş cinayetleri için açılmış davaların da hızla daha fazla mağduriyet yaratmayacak şekilde sonuçlanması gerekiyor. İş kazaları ve meslek hastalıklarında yakınını yitirenler merhamet değil, adalet istiyor.</p>
<p>Bu gerekçe ile son zamanlarda yaşanan işçi ölümlerinin nedenlerinin araştırılması ve engellenmesi amacıyla gerekli önlemlerin alınması için meclis araştırması açılmasını arz ve talep ederiz.&#8221;</p>
<p>ANF NEWS AGENCY</p>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.sosyalistgazete.com%2Fis-emek%2Fdort-ayda-238-dokuz-yilda-10-bin-300-isci-hayatini-kaybetti&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;font=lucida grande&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sosyalistgazete.com/is-emek/dort-ayda-238-dokuz-yilda-10-bin-300-isci-hayatini-kaybetti/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>MİT: Maraş Katliamını Ökkeş Şendiller organize etti</title>
		<link>http://www.sosyalistgazete.com/politika/mit-maras-katliamini-okkes-sendiller-organize-etti</link>
		<comments>http://www.sosyalistgazete.com/politika/mit-maras-katliamini-okkes-sendiller-organize-etti#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 24 Apr 2012 07:15:13 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Sosyalist</dc:creator>
				<category><![CDATA[Politika]]></category>
		<category><![CDATA[maraş katliamı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sosyalistgazete.com/?p=2735</guid>
		<description><![CDATA[MİT, 12 Eylül davası için mahkemeye gönderdiği belgelerde, Maraş katliamıyla ilgili de bilgiler sundu. İddianamedeki bu belgelerde, MİT&#8217;in Maraş katliamından 1 ay sonra devletin zirvesine bilgi notu gönderdiği; katliamı Ökkeş Şendiller ve MHP yöneticilerinin organize ettiği ifade ediliyor. Cumhuriyet gazetesinin haberine göre belgelerin birinde, Ökkeş Şendiller&#8217;in (Kenger) itiraflarına da yer veriliyor. Şendiller, belgelerde yer alan [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>MİT, 12 Eylül davası için mahkemeye gönderdiği belgelerde, Maraş katliamıyla ilgili de bilgiler sundu. İddianamedeki bu belgelerde, MİT&#8217;in Maraş katliamından 1 ay sonra devletin zirvesine bilgi notu gönderdiği; katliamı Ökkeş Şendiller ve MHP yöneticilerinin organize ettiği ifade ediliyor.</p>
<p>Cumhuriyet gazetesinin haberine göre belgelerin birinde, Ökkeş Şendiller&#8217;in (Kenger) itiraflarına da yer veriliyor. Şendiller, belgelerde yer alan ifadelerinde, “Güneş Ne Zaman Doğacak” adlı filminin gösterildiği Çiçek Sineması’na 19 Aralık 1978’te bomba atılması olayını için, &#8216;emir alıp gerçekleştirdiğini&#8217; söylüyor.</p>
<p>19-26 Aralık 1978 tarihleri arasında 100’den fazla Alevi ve solcunun öldürüldüğü Maraş katliamından yaklaşık 1 ay sonra, devletin zirvesine 17 Ocak 1979 tarihli bir bilgi notu gönderen MİT, eylemleri planlayanların isimlerinin tespit edilmesine ve eylemi yöneten şahıslar hakkında bilgi derlenmeye çalışıldığını bildiriyor.</p>
<p>12 Eylül davasında Maraş katliamıyla ilgili mahkemeye gönderdiği 57 sayfalık belgelerde MİT, katliamdan yaklaşık 1 ay sonra, devletin zirvesine bilgi notu gönderdiğini belirtiyor.</p>
<p>Katliamı, MHP ile Ülkü Ocakları yöneticilerinin yaptıkları toplantıda kararlaştırıldığının yazılı olduğu belgelerde, askerlerin Maraş‘a takviye kuvvetlerini olaylardan 4 gün sonra gönderdiği de kaydediliyor.</p>
<p>Maraş katliamına zamanında müdahale edilmemesi konusunda askeri suçlayan MİT, 19 Aralık 1978’de başlayan olaylara ilişkin 23 Aralık 1978 saat 15.30’da devletin zirvesine bilgi geçiyor ve“Şu ana kadar herhangi bir takviye birliği Maraş’a ulaşmış değildir. Şehrin bütün semtlerinde silahlı çatışmalar sürmektedir” diyor. 26 Aralık tarihli belgede de, Maraş’ta geceleri güvenlik güçlerinin sokaklardan çekildiği ve ardından ülkücülerin Alevilerin evlerine baskın düzenlediği kaydediliyor.</p>
<p>ŞENDİLLER&#8217;İN İTİRAFI</p>
<p>Belgelerde, Maraş katliamı döneminde, “Güneş Ne Zaman Doğacak” adlı filminin gösterildiği Çiçek Sineması’na 19 Aralık 1978’te bomba atılması olayını da ÜGD üyesi Ökkeş Şendiller&#8217;in organize ettiği yazılı. Hatta belgeye göre Kenger, olayla ilgili olarak, şunları anlattı: “Sinemaya bomba atılması emrini bana Ülkücü Gençlik Derneği Maraş ikinci başkanı verdi. Tuvalette dinamiti Yunus İlhan isimli kişiye verdim. Sinemanın ön tarafına atmasını söyledik. Dinamitin patlaması sonrasında sinemada panik havası oluştu.”</p>
<p>ŞENDİLLER&#8217;İN DEVLETE ÇALIŞTIĞI AÇIKLANIYOR</p>
<p>Emniyet Genel Müdürlüğü’nden gelen rapor da, Ökkeş Şendiller&#8217;in (Kenger) devlet için çalıştığını gösteriyor. Bu raporda da, Şendiller için “teşkilata patlayıcı madde temin eden kişi” olarak tanımı yapılarak, şöyle denildi: “Kenger, 19 Aralık 1978’de Çiçek Sineması’ndaki patlamadan önce ve sonra Ankara ÜGD’ye ait 29 43 51 numaralı telefonla konuştu. Kenger, patlamadan hemen sonra sanki bu patlamayı bekliyormuş gibi salondaki şahısları toplayarak onlara öncülük etmiş, emirler vererek sloganlar attırmıştır.”</p>
<p>Şendiller, tüm bunlara rağmen dönemin sıkıyönetim mahkemesinde açılan Maraş katliamı davasında beraat etmişti.</p>
<p>FAŞİSTLERİN ROLÜ</p>
<p>Belgede, olaylarda faşistlerin rolü de, şöyle anlatıldı: “Olaylar, ülkücülerin olaylardan 2-3 hafta önce MHP K.Maraş il örgütünde MHP K.Maraş yöneticileri ile Ülkücü Gençlik Derneği (ÜGD) mensuplarının katılması ile yapılan bir toplantıda planlanmıştır. Toplantıya ÜGD Genel Merkezi’nden bir yetkili de katılmıştır. (Büyük ihtimalle Sefa Şevkat Çetin) Toplantıda K.Maraş’taki Alevilerin ve bunları destekleyen sol grubun son zamanlarda ülkücü ve Sünniler üzerindeki baskılarını arttırdıkları gerekçesiyle, bunlara bir ders vermenin zamanı geldiği belirtilerek, ilk önce sol gruba mensup Alevilerin meskûn bulunduğu mahallelerde, ileri gelenlerin adresleri tespit edilmiş daha sonra tespit edilen adreslere eylem yapacak şahıslar belirlenmiştir.”</p>
<p><a class="highslide" onclick="return vz.expand(this)" href="http://www.sosyalistgazete.com/wp-content/uploads/2012/04/maras3.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-2736" title="maras3" src="http://www.sosyalistgazete.com/wp-content/uploads/2012/04/maras3-300x237.jpg" alt="" width="300" height="237" /></a>MİT, devamında da şunları bildirdi: “22 Aralık 1978 günü sol gruba mensup 2 öğretmenin cenaze namazları bahane edilerek ‘Alevilerin Sünnilere karşı baskın hazırlığında oldukları, Alevilerin çoğunlukta olduğu mahallelerde Sünni kadınların ırzına geçtikleri’ söylentileri halk arasında yayılarak, önceden planlandığı gibi olay önce cenazelerin bulunduğu cami civarında başlamış ve belirlenen semtlerdeki evlere baskın şeklinde gelişmiştir.”</p>
<p>26 Aralık 1978 tarihli belgede ise Maraş’ta geceleri güvenlik güçlerinin çekilmesi ile birlikte ev baskınlarının düzenlendiğine dikkat çekilerek, şöyle denildi: “Baskınlar özellikle Alevilerin evlerine yöneliktir. Olaylar siyasi boyutu aşıp Alevi-Sünni çatışma haline dönüşmüştür. İlde bol miktarda makineli tüfek bulunmuştur.&#8221;</p>
<p>ANF NEWS AGENCY</strong></p>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.sosyalistgazete.com%2Fpolitika%2Fmit-maras-katliamini-okkes-sendiller-organize-etti&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;font=lucida grande&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sosyalistgazete.com/politika/mit-maras-katliamini-okkes-sendiller-organize-etti/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Mahkeme davayı hemen bitirmek istiyor</title>
		<link>http://www.sosyalistgazete.com/politika/mahkeme-davayi-hemen-bitirmek-istiyor</link>
		<comments>http://www.sosyalistgazete.com/politika/mahkeme-davayi-hemen-bitirmek-istiyor#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 21 Apr 2012 09:17:29 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Sosyalist</dc:creator>
				<category><![CDATA[Politika]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sosyalistgazete.com/?p=2730</guid>
		<description><![CDATA[Ankara - Ankara 12. Ağır Ceza Mahkemesi, kişisel müdahillik talebinde bulunan mağdurlardan &#8220;belge&#8221; istiyor. Mahkeme, idam edilen Erdal Eren için bile belge talebinde bulundu. Kurumsal müdahillikler konusundaki kararını ise ileriki günlere bırakan mahkeme, kurumsal müdahillik taleplerini ise &#8220;12 Eylül döneminde kapatılmış olmak&#8221;la sınırlayacak gibi görünüyor. Mahkemenin müdahillikler konusundaki bu tutumu ise, yargılamaya ilişkin zaten var olan [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><span><strong><a class="highslide" onclick="return vz.expand(this)" href="http://www.sosyalistgazete.com/wp-content/uploads/2012/04/12eyluldavas1.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-2732" title="Portraits of people slain or tortured during the September 12, 1" src="http://www.sosyalistgazete.com/wp-content/uploads/2012/04/12eyluldavas1-300x222.jpg" alt="" width="300" height="222" /></a>Ankara - </strong></span>Ankara 12. Ağır Ceza Mahkemesi, kişisel müdahillik talebinde bulunan mağdurlardan &#8220;belge&#8221; istiyor. Mahkeme, idam edilen Erdal Eren için bile belge talebinde bulundu. Kurumsal müdahillikler konusundaki kararını ise ileriki günlere bırakan mahkeme, kurumsal müdahillik taleplerini ise &#8220;12 Eylül döneminde kapatılmış olmak&#8221;la sınırlayacak gibi görünüyor. Mahkemenin müdahillikler konusundaki bu tutumu ise, yargılamaya ilişkin zaten var olan güvensizliği daha da derinleştirecek.</p>
<p>600&#8242;ÜN ÜZERİNDE BAŞVURU YAPILDI</p>
<p>Darbeciler Kenan Evren ve Tahsin Şahinkaya&#8217;nın &#8220;darbe yapmak&#8221; suçundan yargılandığı Ankara 12. Ağır Ceza Mahkemesi&#8217;ne 600&#8242;ün üzerinde kişi müdahillik başvurusunda bulundu.</p>
<p>Bu kişiler arasında darbe mağdurları Milletvekili Ahmet Türk, Kars&#8217;ta işkence ile öldürülen Cemil Kırbayır&#8217;ın ailesi, Davutpaşa Askeri Cezaevi&#8217;nde asılarak öldürülen İrfan Çelik&#8217;in eşi yazar Mukaddes Çelik, yazar Memik Horuz, Fatsa eski Belediye Başkanı Fikri Sönmez&#8217;in oğlu Naci Sönmez, öldürülen savcı Doğan Öz&#8217;ün kızı Bengi Heval Öz, öldürülen gazeteci Abdi İpekçi&#8217;ni kızı Nükhet İpekçi, faşistler tarafından öldürülen Zabit Torun&#8217;un ablası Elif Torun Öneren de bulunuyor. Ayrıca dönemin ülkücü tetikçilerinden Yılma Durak ile Maraş Katliamı&#8217;nın bir numaralı ismi Ökkeş Şendiller de müdahillik için mahkemeye başvurdu.</p>
<p>Başvuran kurumlar arasında ise DİSK, CHP, MHP, BBP, BDP, EDP, EMEP, TÖB-DER, 78&#8242;liler Dayanışma ve Araştırma Dernekleri Federasyonu, Diyarbakır Barosu, Ülkü Ocakları da yer aldı.</p>
<p>HÜKÜMET VE MECLİS DE MÜDAHİL</p>
<p>Ankara 12. Ağır Ceza Mahkemesi, kurumsal müdahillikler ile ilgili ilk kararını 6 Nisan&#8217;da verdi. Mahkeme, darbe döneminde kapatılan DİSK, Hak-İş, CHP, MHP ile Hükümet ve Meclis&#8217;in müdahilliklerini kabul etti.</p>
<p>Kişisel müdahilliklerde ise dönemin milletvekillerinden Hüseyin Doğan, Azimet Köylüoğlu, Şükrü Bütün ve Nurettin Yılmaz&#8217;ın müdahilliğine onay verdi.</p>
<p>Mahkeme ayrıca, gözaltında işkence yapılarak öldürüldüğü TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu&#8217;nun raporuyla da kesinleşen Cemil Kırbayır ailesinin müdahilliğini kabul etti.</p>
<p>Diğer başvurular ile ilgili incelemesine 14 Nisan&#8217;da başlayan mahkeme, başvuruların tamamına yakınını reddetti. Sadece dönemin milletvekillerinden Ahmet Türk ve Abdülgani Aşık ile İstanbul Emniyet Müdürlüğü&#8217;nde işkence ile öldürülen Süleyman Cihan&#8217;ın ağabeyi Ahmet Cihan&#8217;ın başvurusunu kabul etti.</p>
<p>&#8216;İTİBAR EDİLECEK BELGE&#8217;</p>
<p>13 Aralık 1980 tarihinde idam edilen Erdal Eren için yapılan başvuruyu bile kabul etmeyen mahkeme, mağdurlardan &#8220;itibar edilecek belge&#8221; istiyor. Mahkemenin, kamuoyuna mal olan ve itiraz gelmeyecek bir iki olayın mağdurlarının başvurularını kabul edeceği yorumları yapılıyor.</p>
<p>Ancak Ankara 12. Ağır Ceza Mahkemesi&#8217;nin bu tutumu, davaya karşı kamuoyunda var olan güvensizliği daha da derinleştirecek. Mahkemenin sadece iki askeri, darbe yapmak suçundan yargılaması, insanlığa karşı suç kapsamında davanın açılmaması ve diğer işkenceciler ile işbirlikçilerinin yargılanmaması eleştiri konusu. Mahkemenin müdahillikleri sınırlaması, söz konusu eleştirileri daha da artıracak.</p>
<p>Müdahillik talebi kabul edilmeyen mağdurlar, kendilerinden belge istenmesine tepki gösteriyor, &#8220;Mahkeme kendi yapması gereken işi bizim sırtımıza yıkıyor. Böylece davanın kapsamını darlaştırıyor. Bu durumda hakkaniyetli bir karar çıkmaz&#8221; eleştirisinde bulunuyor.</p>
<p>ANF NEWS AGENCY</p>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.sosyalistgazete.com%2Fpolitika%2Fmahkeme-davayi-hemen-bitirmek-istiyor&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;font=lucida grande&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sosyalistgazete.com/politika/mahkeme-davayi-hemen-bitirmek-istiyor/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Pozantı tecavüzünü anlatan T.T’ye 40 yıl hapis</title>
		<link>http://www.sosyalistgazete.com/politika/pozanti-tecavuzunu-anlatan-t-t%e2%80%99ye-40-yil-hapis</link>
		<comments>http://www.sosyalistgazete.com/politika/pozanti-tecavuzunu-anlatan-t-t%e2%80%99ye-40-yil-hapis#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 20 Apr 2012 08:08:17 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Sosyalist</dc:creator>
				<category><![CDATA[Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Pozantı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sosyalistgazete.com/?p=2727</guid>
		<description><![CDATA[Adana - Pozantı Cezaevi’nde yaşanan taciz ve tecavüzü anlattığı için tutuklanan T.T hakkında 6 ayrı suçlamayla 40 yıl hapis istemiyle dava açıldı. Adana’nın merkez Seyhan ilçesi Dağlıoğlu Mahallesi’nde ikametgah eden Şırnak merkez nüfusuna kayıtlı 18 yaşındaki tecavüz mağduru T.T hakkında 6 ayrı suçlamayla 40 yıl hapis istemiyle dava açıldı. İddianamede T.T, “örgüte üye olmak”, “gösteri ve [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><span><strong><a class="highslide" onclick="return vz.expand(this)" href="http://www.sosyalistgazete.com/wp-content/uploads/2012/04/pozantimozaik.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-2728" title="pozantimozaik" src="http://www.sosyalistgazete.com/wp-content/uploads/2012/04/pozantimozaik-300x138.jpg" alt="" width="300" height="138" /></a>Adana - </strong></span>Pozantı Cezaevi’nde yaşanan taciz ve tecavüzü anlattığı için tutuklanan T.T hakkında 6 ayrı suçlamayla 40 yıl hapis istemiyle dava açıldı.</p>
<p>Adana’nın merkez Seyhan ilçesi Dağlıoğlu Mahallesi’nde ikametgah eden Şırnak merkez nüfusuna kayıtlı 18 yaşındaki tecavüz mağduru T.T hakkında 6 ayrı suçlamayla 40 yıl hapis istemiyle dava açıldı.</p>
<p>İddianamede T.T, “örgüte üye olmak”, “gösteri ve yürüyüş kanununa muhalefet etmek”, “kamu malına zarar vermek”, “örgüt propagandası yapmak”, “polise direnmek” ve “örgüt adına eylem yapmakla” suçlandı.</p>
<p>İddianamede gösterilen deliller ise polislerin ifadeleri, mobbese görüntüleri ve çekilen fotoğraflardan oluşuyor.</p>
<p>T.T hakkında açılan davanın duruşması 8 Mayıs’ta Adana 6.Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülecek.</p>
<p>T.T’nin avukatı Av. Tugay Bek, “Müvekkilimin tutuksuz yargılanması gerekiyor, ruh sağlığı iyi değil. Adana Ruh ve Sinir Hastanesi’nde tedavi gördü. Hastaneden de memnun değildi onun için tedavisini yarıda bırakıp cezaevine gelmek zorunda kaldı” dedi.</p>
<p>BAĞIMSIZLARIN KOĞUŞUNA VERİLDİ</p>
<p>Müvekkili T.T ile son olarak geçtiğimiz Pazar günü görüştüğünü belirten Av. Bek, “Müvekkilimle görüştüğümde durumu iyi değildi. Kendisi siyasilerin kaldığı koğuşa girmek istemesine rağmen cezaevi yönetimi onu bağımsızların koğuşuna vermiş buda onu çok rahatsız etmiş. Pozantı’yı anlattığı için bu uygulamaya maruz kaldığını ve yakalandığını düşünüyor” diye konuştu.</p>
<p>TT Pozantı Cezaevi&#8217;ndeki hak ihlallerini kamuoyu gündemine taşıdıktan kısa süre önce intihar girişiminde bulunduğu için sevkedildiğin hastanede adli bir mahkumun saldırısına uğradı.</p>
<p>Adana Şube Başkanı Osman Kara da TT&#8217;nin tedavisinin cezaevi dışında yapılabilmesi için Adalet Bakanlığı&#8217;na yazılı olarak başvurduklarını söyledi.</p>
<p>ANF NEWS AGENCY</p>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.sosyalistgazete.com%2Fpolitika%2Fpozanti-tecavuzunu-anlatan-t-t%25e2%2580%2599ye-40-yil-hapis&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;font=lucida grande&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sosyalistgazete.com/politika/pozanti-tecavuzunu-anlatan-t-t%e2%80%99ye-40-yil-hapis/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Costa Gavras: Sinemayı tutkum ve nefretimle yapıyorum</title>
		<link>http://www.sosyalistgazete.com/kultur/costa-gavras-sinemayi-tutkum-ve-nefretimle-yapiyorum</link>
		<comments>http://www.sosyalistgazete.com/kultur/costa-gavras-sinemayi-tutkum-ve-nefretimle-yapiyorum#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 06 Apr 2012 09:24:31 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Sosyalist</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kültür]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sosyalistgazete.com/?p=2723</guid>
		<description><![CDATA[Paris - Ünlü Fransız sinemacı Costa Gavras bugüne kadar çevirdiği bütün filmlerle büyük yankılar uyandırdı ve onlarca önemli ödül aldı. Toplumsal sorunları eleştirel bir gözle irdeleyen Costa Gavras, yarım asırlık sinema yaşamında birçok önemli toplumsal ve siyasal sorunu edebi denebilecek güçlü estetik örgüsüyle beyaz perdeye aktarmayı başaran ender sinemacılardan biri olarak sinema tarihinde kendine önemli bir [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><span><strong><a class="highslide" onclick="return vz.expand(this)" href="http://www.sosyalistgazete.com/wp-content/uploads/2012/04/ZPoster.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-2724" title="ZPoster" src="http://www.sosyalistgazete.com/wp-content/uploads/2012/04/ZPoster-208x300.jpg" alt="" width="208" height="300" /></a>Paris - </strong></span>Ünlü Fransız sinemacı Costa Gavras bugüne kadar çevirdiği bütün filmlerle büyük yankılar uyandırdı ve onlarca önemli ödül aldı. Toplumsal sorunları eleştirel bir gözle irdeleyen Costa Gavras, yarım asırlık sinema yaşamında birçok önemli toplumsal ve siyasal sorunu edebi denebilecek güçlü estetik örgüsüyle beyaz perdeye aktarmayı başaran ender sinemacılardan biri olarak sinema tarihinde kendine önemli bir yer edindi. İdealleri, tutkuları ve amaçlarına uğruna büyük fedakarlıklar yapan kahramanları büyük bir başarıyla yorumlayabilen Gavras’a beyaz perdenin Dostoyevski’si demek hiç yanlış olmaz.</p>
<p>“Missing”le 1982 yılında Yılmaz Güney’in “Yol”u ile Uluslararası Cannes Film Festivali’nde Altın Palmiye’yi paylaşan Costa Gavras’ın yeri artık Kürt ve Türk izleyicilerin yüreğinde çok daha özel bir anlam da kazandı.</p>
<p>Biz de usta yönetmen ile, sürgün ve yaşamını, sinema serüvenini, Yılmaz Güney’le dostluğunu, Yılmaz Güney’in yaşamı ile ilgili projeleri, Holywood ve Avrupa sinemasının durumunu konuştuk. Medya’da Yılmaz Güney’in yaşamını anlatan film projesi iddialarına ilk kez cevap veren ünlü Yönetmen “Benim yerime bunu, Yılmaz Güney gibi hem Kürtçe hem de Türkçe bilen bir Kürdün yapması çok daha doğru olur” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>- Dilerseniz çocukluğunuz ve gençliğinizden başlayalım. Genç yaşta ülkenizi terkederek Fransa’ya gelmek zorunda kaldınız&#8230;</strong></p>
<p>- Evet, bildiğiniz gibi 50’li yıllar çok zordu o ülkede. Gençler hep göç ediyordu, insanlar göç etmek zorunda kalıyordu, çünkü başka türlü orda hayatını idame ettirmek gerçekten zordu.</p>
<p><strong>- Fransa nasıldı? O yaşta sürgün olmak da kolay olmasa gerek?</strong></p>
<p>- Zordu tabi ama bugünkü kadar zor değildi. O kadar da zor değildi çünkü o zamanlar Fransa’da hem çalışıp hemde eğitim yapmak kolaydı. İnsan çalışabiliyordu. Ben Sorbon’a gidiyordum. O zamanlar öğrenci bürosuna gidiyorduk yapabileceğimiz işlerin listesi vardı, o kadar çok iş vardı ki yapacağınız işi seçmek yetiyordu. Bugünle karşılaştırdığımıda çok daha kolaydı tabi hafta sonları akşamları da çalışmıyorduk. Bugünkü işsizlik yoktu.</p>
<p><strong>- Sizin için bir sürgün müydü Fransa?</strong></p>
<p>- Hayır, tam tersine hayatını sürdürmek için mükemmel bir yerdi benim için. Aynı zamanda eğitim parasızdı ve eğitim için çok güzel imkanlar vardı.</p>
<p><strong>- Geldiğinizde Fransızca biliyor muydunuz?</strong></p>
<p>- Hayır çok çok az.</p>
<p><strong>- Fransız vatandaşı oldunuz ve Fransız yönetmen olarak tanınıyorsunuz. Şimdi kendinizi bir yönetmen olarak Fransız mı yoksa Yunan mı hissediyorsunuz? </strong></p>
<p>- Ben sinema ile ilgili her şeyi Fransa’da öğrendim. Yunanistan’da çalışmadım. Dolayısıyla bir Fransız yönetmenim.</p>
<p><strong>- Bir röportajınızda çocukluğunuzda yazar olmayı istediğinizi söylüyorsunuz ama sinemacı oldunuz? </strong></p>
<p>- Evet o zamanlar kendini en iyi anlatma yolunun yazmak olduğunu düşünüyordum. Çünkü o yıllarda Yunanistan’da gördüğümüz filmlerin hepsi sansürlüydü ve genel olarak kaliteli filmler görme şansımız yoktu. Ve buraya geldiğimde sinemanın çok ciddi bir sanat olduğunu ve kendini ifade etme imkanı sağladığını gördüm.</p>
<p><strong>- O zaman nasıl keşfettiniz? </strong></p>
<p>- Sinemalarda tabi ki, Fransız sinemalarında.</p>
<p><strong>Nasıl karar verdiniz sinemacı olmaya? </strong></p>
<p>- Önce bir sinema okuluna yazılayım ondan sonra bakarız dedim. Sinema okuluna yazıldım tabi, ardından önce asistan olur sonra yavaş yavaş öğrenirim diyordum. Ve öyle oldu birkaç yıl asistanlık yaptım sonra oldu işte.</p>
<p><strong>- Sinemanızda toplumsal sorunları işliyorsunuz ve çok iyi gözlemlediğiniz toplumsal sorunları aynı zamanda güçlü bir estetik örgü ile sunuyorsunuz.Tıpkı önemli edebi eserler gibi nedir bunun kaynağı? </strong></p>
<p>- Evet. Bu Yunan tarafımdan geliyor ve biliyorsunuz Fransız kültüründe de çok önemli bir yer teşkil ediyor. Fransız edebiyatına baktığımızda Zola olsun, Balzac olsun, ki bence Balzac en büyük politik edebiyatçılardan biridir. Victor Hugo’ya bakın mesela o da toplumu anlatıyor. Ve ben sinemanın da böyle olduğuna inanıyorum.</p>
<p>Son filminiz “Le Couperet” de ciddi bir vahşi kapitalizm eleştirisi görüyoruz..</p>
<p>- Evet kapitalizm, özellikle de son yıllarda hızla gelişen vahşi kapitalizm neredeyse insanlığın en büyük düşmanına dönüştü. Elbette burda bazı insanların özellikle de büyük şirketlerin çıkarları var. Bir yandan zenginler gittikçe zenginleşirken aynı şekilde fakirler de gittikçe artıyor ve gittikçe daha çok eziliyorlar.</p>
<p><strong>- Le Couperet ye gelen tepkileri nasıl değerlendiriyorsunuz? </strong></p>
<p>- Bayağı ilgi gördü tepkiler çok iyiydi.</p>
<p><strong>- Bir yandan siyasal mesajlar verirken diğer yandan estetik alanda da büyük bir saygınlığı olan filmler yaptınız. Bütün bunları birarada yapapilmenin bu büyük başarının sırrı ne? </strong></p>
<p>- Benim sırrım yok. Evet evet benim sırrım yok. Ben fimlerimi tutkumla aşkımla ve aynı zamanda sevmediğim şeylere olan nefretimle yapıyorum. Bu kadar. Yani bunun bir sırrı falan yok. Tabi büyük başarılar kazanmak çok güzel. Hani derler ya ‘büyük başarılar kazanmak için bazı kurallar var fakat biz bunların neler olduğunu bilmeyiz’.</p>
<p><strong>Sizin “Missing” filminiz ile Yılmaz Güney’in “Yol” filmi Altın Palmiye’yi paylaştığında Siz Yılmaz Güney’i tanıyor muydunuz? </strong></p>
<p>Yılmaz Güney’i şahsen tanımıyordum o zamanlar. Elbette bazı eserlerini görmüştüm. Sürüyü falan biliyordum.Yılmaz kaçaktı o zamanlar. O zaman işte Festival Başkanı aradı beni ve Yılmaz Güney ile birlikte Altın Palmiyeyi kazandınız dedi. Çok sevindim tabi, çok güzel dedim. Tabi o zaman Fransızlar için bir Türk’ün böyle sahneye çıkması çok ilginçti. Çünkü Fransızlar o dönemde Yılmaz’ın Kürt olduğunu bile bilmiyorlardı. Nasıl anlatayım bilemiyorum ki yani; Fransızlar o zaman çok değişik, böyle gösterişli birşeyler göreceklerini falan hayal ediyorlardı. Herkes değişik şeyler söylüyordu. Sonra oraya gittik tanıştık ve ardından kendimizi birbirimizin kolları arasında bulduk. Ve o ödülü paylaşmaktan son derece memnun olduk.</p>
<p><strong>- Siz nasıl tanımlıyorsunuz Yılmaz Güney’i? </strong></p>
<p>- Ooo, Yılmaz Güney olağanüstü bir insandı. Müthiş bir tutkusu ve dinamizmi vardı. Ciddi bir siyasi ve sanatsal vizyonu vardı ki o dönemde bu iki vizyon birlikte çok az görülen bir şeydi.</p>
<p><strong>-Neler konuşurdunuz sohbetlerinizde? </strong></p>
<p>- “Özgür Kürdistan bir gün mutlaka kurulacaktır. Ama önce Kürtlerin uyanması ve birleşmesi gerekiyor” diyordu. Ben böyle birşey mümkün olur mu, diye sorardım O da, “Elbette bu kolay olmayacak ama mutlaka olacaktır” diyordu. Ve doğrusu benim Kürt meselesi ile ilgilenmem de böylece O’nunla başladı. Ben Kürdistan’ın Türkiye, İran, Irak ve Suriye arasında bölüştürüldüğünü, bütün bu ülkelerde Kürtlerin yaşadığını, Kürdistan’ın gerçek bir ülke olduğunu ondan sonra öğrendim. Sonra Kürtlerin büyük güçler tarafından defalarca kullanıldığını ve sonra da terkedildiğini de böylece öğrendim.</p>
<p><strong>- Türk medyasında Sizin Yılmaz Güney’in yaşamı ile ilgili bir film yapacağınız yazıldı. Bu doğru mu? </strong></p>
<p>- Yok, hayır. Benim yerime bunu, Yılmaz Güney gibi hem Kürtçe hem de Türkçe bilen bir Kürdün yapması çok daha doğru olur.</p>
<p><strong>- Peki nerden çıktı bu iddialar? </strong></p>
<p>- Fatoş bana böyle bir teklifte bulunmuştu. Bende benim yerime bunu bir Kürdün yapmasının daha iyi olacağını söyledim. Yılmaz Güney gibi hem Kürtçe hem de Türkçe bilen bir Kürdün yapmasının daha doğru olacağını söyledim. Ben bu dilleri bilmiyorum, örf adetlerini bilmiyorum, her iki ülkeyi de iyi tanımıyorum. Bugün bunu Amerikalı ya da Avrupalı aktörlerle yapmak, yani bunlar otuz, kırk yıl önce yapılıyordu. Bugün artık bu tür şeyleri daha gerçekçi yapmak gerekiyor. Buna karşın ben Fatoş’a bu projeyi yapacak olanlara senaryo ve Avrupa’da finansman vesaire bulma konusunda elimden gelen her türlü yardımı yapmaya hazır olduğumu da söyledim. Ardından bu senaryo ile ilgili çalışan birini duydum ama sonra bir ses çıkmadı, Fatoş ne yaptı şimdilik tam olarak bilmiyorum.</p>
<p><strong>- Peki Yılmaz Güney’le birlikte Kürtleri tanımaya başladığınızı ve Kürt meselesi ile ilgilenmeye başladığınızı söylüyorsunuz. Kürt meselesi ile ilgili bir film yapmak gibi bir fikir geçti mi aklınızdan hiç? </strong></p>
<p>- Elbette. Özellikle bir belgesel. Fakat bu çok büyük bir çalışmayı gerektiriyor. Ülkeye gitmek, yerinde çalışmak gerekiyor ama ben bunu anlatmak için yeterince tanımıyorum hala. Bir de şimdi Kürt sinemacılar çıkıyor ve bu sorunu anlatmak için bizim gibi dışardan gelip olayı bir turist olarak gözleyeceklerden çok daha iyi anlatabilme koşullarına sahipler.</p>
<p><strong>- Dediğiniz gibi bugün artık dünya çapında başarılar kazanan Kürt sinemacılar çıkıyor. Bahman Ghobadi, Hiner Salem gibi Kürt yönetmenleri izleme, tanıma imkanınız oldu mu? </strong></p>
<p>- Elbette. Bu çok iyi bir gelişme ama bunlarla yetinmemek lazım, çok daha iyisini yapmak gerekiyor. Ben Kürtlerin çok daha iyisini yapacağına, çok daha büyük başarılar kazanacağına inanıyorum. Daha çok insanın bu işe kendini adaması lazım. Çünkü şimdi bir yandan sinemalarda bir yandan televizyonlarda durmadan görüntüler geçiyor ve izleniyor. Görüntülerin bu kadar çok olması ile bu işe kendini adayan insanları karşılaştırdığımızda bu işe kendini adamış yeterince adam olmadığını görüyoruz.</p>
<p><strong>- Bu yıl yine bir Kürt filmi Altın Palmiye için yarıştı haberiniz oldu mu? </strong></p>
<p>- Evet bana söylediler, duydum. Bu filmin Altın Palmiye’yi alıp almaması hiç önemli değil. Filmin oraya seçilmesi bile çok önemli bir başarı.</p>
<p>AMERİKAN SİNEMASI SALOGANLARI İŞGAL ETTİ</p>
<p>- Sizin gibi bir yönetmeni bulmuşken biraz da Fransa ve Avrupa sinemasının durumuna gelmek istiyorum. Avrupa sinemasının Holywood karşısındaki durumunu nasıl değerlendiriyorsunuz?</p>
<p>- Holywood’un karşısında olmak gibi bir sorun yerine ulusal sinemayı koruma meselesi var.</p>
<p>Şimdi Amerikan sinemasını yasaklayamayız. İçimizden hiç kimse herhangi bir yasaklamayı kabul etmez. Bugün Amerikan sineması büyük kitleleri çekiyor bunu görüyoruz ama aynı zamanda sinema salonlarını işgal etme yönünde de kendini dayatıyor. Çok basit filmleri bile sinema salonlarını işgal ediyor ve Fransız filmleri salonlarda yer bulamıyor. Aslında en büyük sorun burada. Ama bence sinemada kota ya da yasaklama getirilemez.</p>
<p><strong>- Ama daha çok toplumsal sorunları işleyen Avrupa sinemasına karşın Holywood hala daha çok hayal aleminde dolaşarak fantazi, teknik ve kurgu ile seyinciyi cezbetmeye devam ediyor. Ve bu gün geçtikçe daha da basitleşerek artıyor&#8230;. </strong></p>
<p>- Evet doğru. Avrupa sineması özellikle Fransız ve İtalyan sineması toplumsal sorunlara ilgisini sürdürüyor. Ve Amerikan sineması da sözünü ettiğiniz göşteriş ve sirk dünyasında.</p>
<p><strong>- Diğer yandan teknolojik gelişme ile eline bir kamera alan film, ya da bir şeyler çekmeye başladı. Bütün bunların sinemaya etkilerini nasıl değerlendiriyorsunuz? </strong></p>
<p><strong>- Evet doğru. Ama neden olmasın. Kabiliyeti olan yapsın. Yani şimdi herkes okuma yazma biliyor ve herkesin kalemi, defteri var, ama herkes yazar veya şair değil. Burda kabiliyet ve fikir gerekiyor. Sinemanın teknoloji sayesinde daha da yayılması çok güzel bir olay. </strong></p>
<p><strong>- Bu gelişmemiş ya da gelişmekte olan ülkelerin sinemasını nasıl etkileyebilir? </strong></p>
<p>- Bu teknoloji sayesinde özellikle gelişmemiş, sinema yapma imkanlarının çok zor olduğu ülkelerde yeni estetik yaratımların çıkmasının yolu açılabilir. Şimdi mesela Kürdistan’da insanlar küçük bir kamera ile çok daha ucuza çok güzel filmler çekme imkanı yakalayabilirler. Burdan baktığımızda yeni olanaklar sağlıyor.</p>
<p><strong>- Bize yeni projelerinizden bahsedebilir misiniz? </strong></p>
<p>- Ben projelerimden bahsetmek yerine seyircilerin sinemada öğrenmesini tercih ediyorum.</p>
<p><strong>- Bu yoğunluk içinde bize zaman ayırdığınız için teşekkür ediyoruz. </strong></p>
<p>- Büyük bir zevkti, mutluluktu benim için.</p>
<p><strong>Costa Gavras Kimdir?</strong></p>
<p>Constantin Costa Gavras 12 Şubat 1933’te Yunanistan’ın Başkenti Atina’da doğdu. Yunanistan’a göç etmiş Rus kökenli bir aileden Gelen Constantin Costa Gavras’ın babası Nazilere karşı çıkmasından dolayı komünizmle suçlanınca eğitimi engellenen Constantin Costa Gavras 1951 yılında sinema okumak için geldiği Paris’e yerleşiyor, ve 1968’de Fransız vatandaşlığına geçiyor. Sorbon’da sinema eğitimi alan Gavras,1969’da Yunanistan’daki askeri diktatörlüğü anlattığı “Z” filmiyle büyük bir başarı yakalıyor. Gavras, 1970’de “L’Aveu-İtiraf”da Çekoslavakya’daki siyasi duruma yöneltiyor kamerasını ardından “Etat de siege”le ABD ve CİA’ye. Şili’deki Allende Hükümeti’nin ABD tarafından düşürülmesini ele aldığı “Missing”le Ünlü Yönetmen, 1982 yılında Cannes Uluslararası Film Festivali’nde Yılmaz Güney’in “Yol” u ile Altın Palmiye’yi paylaşıyor. Toplumsal sorunları ele almadaki başarısı ile tanınan Gavras, 1983’te ise “Hannah K”da Filistin direnişini işliyor. Costa Gavras “La Main droite du diable-Şeytanın sağ eli”nde ise Amerika’da faşizmin nasıl hortladığını, “Music Box”ta ise nazi savaş suçlusunun psikolojisini beyaz perdeye yansıtıyor. Usta Yönetmen 1979’da “Clair de femme” ve 85’te “Conseil de famille” de kadına ve aileye çeviriyor kamerasını. 2001 yılında ise Katolik Kilisesi’nin Nazilerle işbirliğini gözönüne serdiği “Amen’i” yöneten Costa Gavras, başarı çıtasını ve ününü sürekli yükseltiyor. Gavras bu yıl gösterime giren “Le Couperet-Satır”da ise başvurduğu işe girebilmek için bütün rakiplerini tek tek temizleyen bir işsiz örneğiyle vahşi kapitalizmin yarattığı insan ilişkileri ve psikolojisini başarıyla yorumluyor.</p>
<p>* * * * * *</p>
<p>Not: Paris’te 18.07.2005 tarihinde yapılan bu söyleşi Mezopotamya Haber Ajansı arşivinden alındı.</p>
<p>ANF NEWS AGENCY</p>
<iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.sosyalistgazete.com%2Fkultur%2Fcosta-gavras-sinemayi-tutkum-ve-nefretimle-yapiyorum&amp;layout=standard&amp;show_faces=true&amp;width=450&amp;action=like&amp;font=lucida grande&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px;margin-top:5px;"></iframe>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sosyalistgazete.com/kultur/costa-gavras-sinemayi-tutkum-ve-nefretimle-yapiyorum/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

